Hacıbektaş’ta Bir Gün

Hacıbektaş-ı Veli ilim ve sevgi aşığı, barışsever bir zattır. Matematik, fizik, edebiyat, felsefe gibi ilimleri öğrenmiş, Ömer Hayyam, Feridettin-i Attar gibi kişilerden yararlanmış bir Türk mutasavvı

“İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.”
                                                                                                                      (Hacıbektaş-ı Veli)
 
Bu yaz Kırşehir’in Hacıbektaş ilçesi ile il merkezini gezdim. Hacıbektaş’ta ilk uğradığım yer, belediyenin kültür ve halkla ilişkiler birimi oldu. Görevliler Hacıbektaş-ı Veli ve yörenin geçmişte yetiştirdiği büyük insanlar ile ilgili bastırılmış küçük yayınları verdiler. O yayınlardan yararlanarak, yörede yaşamış ünlü insanlar hakkında bilgiler veriyorum.
 
 
Hacıbektaş-ı Veli:
 
Asıl adı Seyyit Muhammet bin İbrahim Ata olan Hacı Bektaş-ı Veli, 1210 Nişabur’da doğmuş, 1271’de bugünkü Hacıbektaş’ta vefat etmiştir. Bu büyük insan bir şirinde der ki:
 
“Sevgi, muhabbet kaynar yanan ocağımızda,
Bülbüller şevke gelir, gül açar bağımızda,
Hırslar kinler yok olur meydanımızda,
Aslanla ceylan dosttur kucağımızda.”
 
İlk sözünden ve bu dörtlüğünden anlaşılacağı üzere Hacıbektaş-ı Veli ilim ve sevgi aşığı, barışsever bir zattır. Matematik, fizik, edebiyat, felsefe gibi ilimleri öğrenmiş, Ömer Hayyam, Feridettin-i Attar gibi kişilerden yararlanmış bir Türk mutasavvıfıdır. Horasan’dan Mekke’ye gidip hacı olmuştur.  Suudi Arabistan, İran, Irak ve Suriye’yi gezdikten sonra Anadolu’nun bozulan yapısını düzeltmek amacıyla Hacıbektaş’a yerleşmiştir. Kullandığı dil öz Türkçedir.   
 
Kabrini ziyaret için dış avluya girince, üstü başı dağınık bir bayan önüme geçti: “Ellerini arkandan çek. Hünkârın eşiğindesin. Edepli ol” dedi. İrkildim, kendimi topladım. Ziyaretten çıkarken baktım o bayan bir ziyaretçi topluluğunun önüne geçmiş: “İsrail bizim düşmanımız. Dün Mustafa kemal bizi işgallerden kurtarmıştı. Bugün Türkiye yanlış yoldadır. Yine sıkışıyoruz..” gibi anlamlı ve içinde siyasi mesajlar da bulunan konuşmalar yapıyordu. O kadını bir görevliye sordum. “Buranın meczubu. Haksız da değil ha. Söylediklerinin çoğu doğru” dedi. Kadını biraz daha dinledim, Ortadoğu ülkelerinin gelecekleri ile ilgili ilginç sözler söylüyordu.
 
 Sonra oradaki yönetim odasına girdim, Hacıbektaş-ı Veli hakkında sorular sordum. O görevlinin anlattıklarından birisi şu: “Bu yörede adamın birisi bir inek çalmış. Sonra pişman olmuş. Dergâhtakiler yesin diye ineği Hacıbektaş-ı Veliye getirmek istemiş. Hünkâr: Biz haram yemeyiz diyerek adamı göndermiş. Adam bu kez Mevlana’ya gitmiş. Mevlana ineği kabul etmiş. Adam Mevlana’ya: Bunu Hünkâr kabul etmedi ama siz kabul ettiniz, hikmeti ne” diye sormuş. Mevlana: “Biz bir karga isek Hünkâr şahindir. Şahin her eti yemez” demiş. Adam tekrar Hünkâr’a gelmiş, Mevlana ile olan konuşmasını anlatmış. Bu kez hünkârın cevabı şu olmuş: Biz bir damla isek Mevlana okyanustur. Biz bir damlayla kirleniriz ama O’nun gönlü kirlenmez, okyanusta kaybolur gider” demiş. Hikâyenin yorumunu siz yapın.
 

 
Kırşehir ve Yöresi:
 
Kırşehir ve çevresi (İçanadolu bölgemiz); kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına kadar Türklerin önemli yerleşik alanlarından birisidir. Büyük Selçuklu, Anadolu Selçukluları, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde bu bölge sürekli devletin askeri ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılayan, bilim merkezleriyle bilim adamlarına, yaygın ve örgün eğitim kurumlarıyla millet ve devlet dilimize hizmet eden, anadilimiz Türkçeyi yaşatan önemli yerlerden birisidir. Örneğin:
 
Türkçemizin büyük ustası/atası Yunus Emre’nin (1240-1321) bir makamı da Kırşehir’in Ulupınar Kasabası’ndadır. 10.613 beyitlik Garipname adındaki Türkçe şiir kitabıyla meşhur Âşık (Ali) Paşa (1272-1333) Kırşehirlidir. Türklerin ve Türkçenin ötelendiği bir dönemde Aşık Paşa o günkü acımızı şöyle dile getirir:
 
“Türk diline kimesne bakmaz idi,
Türklere hergiz gönül akmaz idi,
Türk dahi bilmez idi bu dilleri,
İnce yolu, ol ulu menzilleri.”
 
Berrak İslam anlayışı ve Türkçe Eserleriyle Hacı Bayram-ı Veli (1352-1430) Ankara ve çevresindedir. Unutmayalım, Ahmet Yesevi ekolü milletimizi Türkçe ile yaşatmaya çalışırken Mevlana (1207-1273) gibi mutasavvıflar Farsça ile, Fuzuli (1483-1556), Baki (1526-1600), Nedim (1681-1730) gibi edebiyatçılar, kimi Şeyh-ül İslamlar, kimi devlet ricali bizi Osmanlıca dediğimiz Arap-Acem karması bir dille yüz yüze bıraktılar, cahil hocalar: “Arapça cennet dilidir” yalanını yaydılar.
 
O yıllarda Karamanoğlu Mehmet Bey bu çöküntünün altında ezilip gitmememiz için, Arap-Acem kültürünün hakimiyetine son vermek için Konya’da başkaldırmış, biraz rahatlamıştık ama; kendinden sonra ve bugün, ülke ve milletimizi yönetenler (Atatürk hariç) bizi yine Arap-Acem kültürünün boyunduruğuna koştular, kimlik ve kişiliğimizi çiğniyorlar.  Böylesi dönemlerde Üniversite hocalarımıza ve aydınlarımıza “uyarma ve önderlik etme” görevi düşüyor. Esasen herkes varlığını sürdürmek zorundadır.  
 
Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in kayınpederi Şeyh Edibali Kırşehirlidir, devletin sağlam temeller üzerine oturmasına katkı sağlamıştır. Selçukluların tüm, Osmanlıların ilk yüzyıllarında medreseler çok yönlü eğitim-öğretim veriyordu; dini bilimlerin yanında matematik, geometri, gökbilimleri, felsefe vb dersler okutuluyordu. Tasavvufçular bile bu dersleri öğreniyorlardı. Bugün Kırşehir, Konya, Sivas gibi illerimiz o medreselerin kalıntılarıyla dolu. Gerileme ve yıkılma dönemlerinde sırf dini bilgiler okutulur, fen bilimleri okutulmaz oldu. Fen bilimlerinin yerlerini bayatlamış fıkıh, bozulmuş tasavvuf dersleri aldı ve tökezledik.
 
Günümüzün İlahiyat Fakültelerinde fen bilimleri okutulmuyor. Önceden bu fakültelere konan felsefe grubu dersleri kaldırılıyor. İlahiyat Fakültelerinin adlarına bile tahammül edemiyor; adlarını “İslamî İlimler Fakültesi” diye değiştiriliyorlar. Günümüzdeki tasavvuf kurumlarının (Tarikat-Cemaat) önderleri ve ardılları hepten bağnaz, her biri bir düşünme/felsefe düşmanı. Hacıbayram-ı Veli’nin çok yönlü bilgi yapısını, barış dolu hayatını örnek alırsak, kaybetmez kazanırız.
 
Bir sonraki yazımın başlığı: ATATÜRK VE HACIBEKTAŞ
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.