Hicazda Türkler – 5 -

Hicaz’da gördüğüm en doğal, en cesur, kimliğini en iyi yansıtan kadınlar Çin’den gelen Uygur/Doğu Türkistan kadınlarıdır. O kadar doğallar ki, Türk kadınının kişilik ve cesaretini en güzel bir biçimde

HİCAZDA TÜRK KADINI VE TÜRK ERKEĞİ
 
Mekke ve Medine’ye girince, değişik ülkelerden gelen kadınların farklı görüntüleri dikkatinizi çeker. Oralarda kadınlar ya siyah giysilere bürünmüşler; elleri-yüzleri bile kapalı, ya da elleri-yüzleri açık, kendi gelenekleriyle gezerler.
 
Bütünüyle kapalı kadınların hayattan kopuk, üretim ve değişimden uzak. Dünyadan habersiz oldukları, diğerlerinin ise hayatın içinde, ev ve ülkesine katkı sağladıkları anlaşılır.
 
Evrenin işleyişine kapalı olan bir insan evren ile uyumlu olamaz, ulusuna ve insanlığa katkı sağlayamaz. Böylesi insanlar ev ve ülkesine yüktürler. Böyleleri ev ve ülkesinin yükünü taşımazlar, dünyaya yük olan insan yetiştirirler. Böyleleri aynı zamanda malzemedirler. İslamiyet kadınlara (tabii ki erkeklere de) böylesi bir hayatı ne önerir, ne dayatır. İslamiyet kadınların fıtrat (yaratış) ölçülerini bozmadan yaşamalarını ister. Araplar bu ölçüyü “selefi” anlayışla bozdular, bundan dolayı geri kaldılar. Kadınların hayatında doğallığı sürdüren uluslar ise böyle değiller.


 
Hicaz’da Türkiye, diğer Türk yurtları, Malezya, Endonezya gibi ülkelerden gelen kadınların Arapların kadınlarına göre normal yaşadıkları kanaatine varırsınız. Malezya ve Endonezya’nın kadınları Hicaz’daki kadınların en iyi eğitilmiş, en iyi organize edilmişleridir. Onların bu halleri, hareketleri, giyim kuşamları dikkat çekici ve olumludur. Türkiye’den giden kadınlarımız normaller ama Malezya ve Endonezyalı kadınlar daha ilerideler. Diyanet İşleri Başkanlığı Malezya, Endonezya kadın ve erkeklerinin hac-umre süreci için nasıl eğitilip öğretildiklerini araştırır, bir proje hazırlayıp uygulamaya koyarsa iyi olur.

Türkiye’de bizim kadın ve kızlarımız temelde/başlangıçta doğaldırlar. Ancak Türkiye’deki bazı resmi nitelikli-dini-eğitim ve öğretim kurumları ile tüm tarikatlar, din istismarcısı politikacılar, sağlıklı bir toplum ve din bilgisi almamış ailelerin kadın ve kızlarını normal dindarlıktan anormal dindarlığa (kara bürgülere, kaçgöçlere) sokarak bizi Araplaştırıyorlar. Kuran’a, Hz. Muhammed dönemindeki kadınların hayatlarına bakarsanız, İslam’ın aşırılığa giden bir hayatı dayatmadığını görürsünüz. Öyleyse Türkiye’deki kimi yetişkin Müslümanların, birçok hoca ve hacının İslamiyet adına yaptıkları aşırılıklar dine kural koymaktır, Peygamberi sollamaktır. 
 
Bizdeki Araplaşma ve Araplaştırma sırf kadınlarda olmuyor, yetişkin erkeklerimizde, çocuk ve gençlerimizde de oluyor. Türkiye’de; Arap erkeği, Arap delikanlısı gibi giyinen insanlar türedi. Hicaz’da dikkatimi çekiyor; bizim kimi yetişkin ve genç erkeklerimiz uçaktan iner inmez baştan ayağa kadar uzanan beyaz bir Arap giysisi (gamis, cilbap ne derseniz) giyiyorlar, başlarına ya bir beyaz takke, ya bir başörtüsü örtüp gezmeye başlıyorlar. Dönüşte uçağa binerken de önceki hallerine dönüyorlar. İslam dininde “Arabistan’a gelenler kefen gibi beyaz Arap elbisesi giyecekler” diye bir kural olmadığı gibi, bizi Arabistan’da bu kıyafete zorlayan da yok.
 
Öyleyse bizim kendi kendimize yaptığımız bu kıyafet değişikliği nedir? Aşağılık duygusudur, kimliğimizden kaçmadır, Bir başka gerçek şudur: Milli eğitimimiz başarısız. Erkekler konusunda anlattığıma örnek olarak, 2020 yılının başında Mekke’de çektiğim iki fotoğrafı buraya koyuyorum. Bunlardan birisi bir İmam-Hatip Lisesi, öbürü bir Üniversite öğrencisi.
 
Hicaz’da gördüğüm en doğal, en cesur, kimliğini en iyi yansıtan kadınlar Çin’den gelen Uygur/Doğu Türkistan kadınlarıdır. O kadar doğallar ki, Türk kadınının kişilik ve cesaretini en güzel bir biçimde dünyaya gösteriyorlar. 2003 yılında, Mekke’de Doğu Türkistanlıların çok bulunduğu bir yerde gezerken karşılıklı sohbet eden iki Uygurlu Türk kadınını görmüştüm. Mantoları, başörtülerini bağlayışları, duruşları Türkiye’mizde çok gördüğümüz doğal Türk kadınlarına benziyorlardı. Mekke gibi bir yerde bu giyiniş ve duruş bayağı bir cesaretti, yobazlığa kafa tutuştu. Bunları düşünerek yanlarına vardım: Müsaade ederseniz bir fotoğrafınızı çekeyim dedim. Sakince: “Niye çekeceksin” dediler. “Türkiyeliyim. Bizim kadınların giyinişi ile sizinki aynı. Hatıra olsun diye çekeceğim. Başka bir şey düşünmeyin” dedim. “Haydi, çek” dediler, poz verdiler. Bu fotoğraf bize asil Türk kadınının bozulmamış zihniyetini, medeni cesaretini gösteriyor.
 
Mekke’de tavaf yapan Arap kadınlarından bir fotoğraf çektim. Tekerlekli arabada oturan kadınla o arabayı iteleyen kadının ikisi de Arap. İyi bir tesadüf eseri olarak bu iki Arap kadınının bize göre sağ gerisinde yürüyen iki kadın denk geldi. Bu iki kadın da Türk. Bu fotoğrafa bakınca Türk kadınlarının hayat ile uyumluluklarını, Arap kadınlarının da uyumsuzluklarını görürsünüz.
 
17 Ocak 2020 günü Medine’de, Medine’deki Cennet-ül Bâki ile Mescid-i Nebi arasında yürürken kadın-erkek karışık Doğu Türkistanlı bir kafile gördüm. Kadınlar, eşlerinin önünde yahut yanında, gayet rahat, yürümeye elverişli giysileriyle yürüyorlardı. Dikkatimi çekti ve beğendim. Döndüm bir fotoğraflarını çektim. Bu fotoğraf Türk kadın ve erkeğinin tabii/doğal özelliğini yansıtıyor.
 
Gerçek şu ki, dünyada Türk kadını denen bir kadın, Türk erkeği denen bir erkek var. Bunlar toplumdan kopuk, üretimden uzak değiller. Ancak kadınlarımızın ve erkeklerimizin üzerinde yozlaştırıcı bir baskı var. Bizim, Türk kadını ve erkeğine çok değer veren, onları ileriye taşıyan bilge bir liderimiz var, Atatürk. Atatürk, kadınıyla ve erkeğiyle Türk insanını dünyanın saygın insanları içine katan bir öncüdür. Bunu görmek için biri Osmanlı döneminde, biri de Türkiye Cumhuriyeti döneminde çekilmiş iki resmi yan yana koyup bir bakın yeter.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.