Hırsızlar ve Kâtiller

Bunların bugün bize yaşattıkları hayat şu: Toprağa düşen canlar, ateş olup yanan mallar…

“Bir ülkede sık sık dinden ve Tanrı’dan bahsediliyorsa
ya malınıza yahut
canınıza kasıt vardır.”
Mao
 
Mal ve canımızın güvenlik ve geleceğini Mao’nun bu sözüyle analiz edelim. Türkiye’de mal güvenliğimiz yok. Büyük sermâye sâhipleri paralarıyla, politikacılar güçleriyle haram dolu mallarını koruyorlar ama orta halli ve yoksullar helâl mallarını koruyamıyorlar. Fakir, işçi, memur, esnaf, çiftçi gibilerinin el emeğiyle kazanıp geçinmeye çalıştıkları malları yağmalanmakta, çarpık düzenin tokadını yemekteler.
 
Türkiye’de canımız da tehlike altındadır. Kimsenin can güvenliği yok; ufacık bir tartışma, yan kesicilik, psikopatlık, cehâlet, terör, keskin ideolojiler gibi insanlık dışı düşünce ve davranışlar her yerde ve her zaman hayâtınıza son vermekte, her gün acılar çekmekteyiz.
 
Bu tehlikeler bizim insanlık ölçülerimizin kısa, eğitim ve öğretimimizin yetersiz, cesâretimizin  az olduğunun gösterir. Okur-yazar oranımızın yükseldiğine, üniversite sayımızın arttığına bakmayın; mal ve can emniyetiniz yoksa, karanlıklara doğru gidiyorsunuz demektir.
 
Türkiye’de dengeli bir mal bölüşümü yok; vahşi kapitalizmin acısı var. Türkiye’de insânî ve millî bir eğitim-öğretim sistemi yok; çocuk ve gençlerimizi ahmaklaştıran, cellatlaştıran bir eğitim-öğretim sistemi var. Çizdiğimiz bu tablodan şu sonuç da çıkar: Biz vahşi kapitalizmi yıkmadıkça, eşitlikçi bir düzeni kurmadıkça, eğitimimizi insanî ve millî esaslar üzerinden yürütmedikçe mal ve can güvenliğine kavuşamayacağız.
 
Şimdi gelelim mal ve can güvenliğimizi yok eden bir başka nedene. Bu neden, Mao’nun yukarıda işâret ettiği “din ve Tanrı” istismarıdır. Türkiye’deki mal hırsızlığının, can kâtilliğinin yapılmasının nedenlerden birisi, hatta birincisi, din-Tanrı kavramıdır. Birçok kişi ve kesim “Allah” diye bağırarak, “din ve maneviyât” diyerek bizi aldatmakta, mal ve canımızı elimizden almaktadır. Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk buna: “Allah ile aldatma” derdi.


 
Din ve Tanrı adına mal ve canımızı nasıl kaybediyoruz, kısaca açıklayalım.
 
Senin, benim malımı cebine indirerek ağaç kurdu gibi yaşayan insan bozuntuları diyorlar ki: “Câmi-Kuran Kursu yaptıracağız. Dinî vakıf kuracağız. Dindar nesil yetiştireceğiz. Öbür dünyaya azık götürelim. Amel defterimiz sevaplarla dolsun. Allah rızası için yardım et…” Bu sözlere inanıp bağışta bulunuyoruz ama bağışımız çokça yerini bulmuyor. Birileri (dernek-vakıf başkanı, hoca-hacı, şeyh yahut dindar siyâsetçi) senin malını alıp cebine indiriyor, evlât ve yakınlarına miras bırakıyor. Bu söylediklerim hayâli yahut iftira değil, düşünürseniz birçok örneğini hatırlarsınız.
 
Din tüccarları sırf malınıza göz dikmezler, canınıza da göz dikerler. Mesela sizin gözünüzde yücelmek, krallık ve diktatörlüğünü uzatmak için sizi cihâda (adam öldürmeye) da çağırırlar. “Ölürsen şehit, kalırsan gâzi” deyimi bu riyâkârların en yaygın formülüdür. Sen şehit veya gâzi olmak için-belki-bir suçsuzu, bir mümini öldürür veya ölürsün, işini ve aileni yok edersin; ama onlar koltuklarından kalkmazlar, saray ve evlerinden çıkmazlar.
 
Bu iddialarımın sağlamasını yapalım. Hz. Muhammed servet yığmamıştı, ihtiyacını kıt-kanaat sağladıktan sonra nesi varsa fakirlere vermişti, küçükçe bir odada yaşamıştı. Hz. Muhammed yapmak zorunda kaldığı tüm savaşlara en ön safta katılmıştı. Selçuklu Sultanı Alparslan, Cumhuriyet’imizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de Hz. Muhammed gibi davranmışlardı. Ya bugünküler? Bunların kendilerinden veya yakınlarından düşmanla savaşırken yaralanan yahut şehit olan bir tek kişi yok. Bunlar Amerikan dolarlarıyla askerliği yırtıyorlar. Bunlar Karun gibiler; bir yediklerini bir daha yemiyorlar, bir giydiklerini bir daha giymiyorlar.
 
Mal hırsızlarını, can kâtillerini daha iyi görmek için TSK’nin şimdi düşmanlarımızla yaptığı vatan savaşına bakalım. Bu savaşın iç mimarları: “Davamızın ardındayız. Allah rızası için bize desteğinizi sürdürün. Size huzur vat ediyoruz…” diyen kendini beğenmiş mezhepçilerdir. Bunların bugün bize yaşattıkları hayat şu: Toprağa düşen canlar, ateş olup yanan mallar…
 
Yarın, günün birinde, irâdemize başvurulduğunda, bugünleri hatırlayalım, bize bu acıları yaşatanları unutmayalım.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.