Iğdır -I

Eylül ayının ilk günlerinde, tepesi bembeyaz karlarla kaplı bu dağın bir görüntüsünü almak için arabamı durdurdum, görüntüyü aldım. Orada birisine sordum: “Bu dağın adı ne?”, “Küçük Ağrı.”

Kars’tan çıkıp Iğdır’a yaklaşınca önünüzde sulak, verimli, meyvesi-sebzesi bol Iğdır Ovası belirir. Su kanallarını, büyük baş hayvanları izleyerek ilerlerken, kenarlardaki dağlar ile yüz yüze gelirsiniz. Iğdır’a yaklaşınca karşıma bir dağ dikildi ki, güzel mi güzel. Eylül ayının ilk günlerinde, tepesi bembeyaz karlarla kaplı bu dağın bir görüntüsünü almak için arabamı durdurdum, görüntüyü aldım. Orada birisine sordum: “Bu dağın adı ne?”, “Küçük Ağrı.”
 
Şehre girdim, konaklayacağım yeri ayarladıktan sonra biraz gezdim. Ertesi sabah erkenden İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne gittim. Iğdır’ı tanıtacak basın-yayın sordum. Beni Nezir Kumay adındaki şube müdürünün odasına götürdüler. Eşimle birlikte içeri girdik, tanıştık, bayağı bir sohbet ettik. Nezir Kumay; babacan, hoş sohbetli, edebiyata aşina yiğit bir kişi imiş. Konyalı olduğumu öğrenince Mevlana’dan, Şems-i Tebrizi’den, Sadreddin Konevi’den sözler etti. Biraz tasavvuf konuştuk. Nezir Kumay önceden adını duyduğum, ancak hakkında bilgim olmayan İranlı, Azerbaycan Türkü şair Muhammed Hüseyin Şehriyar’dan söz etti, ezbere iki dörtlüğünü okudu. Bir hatıra olsun diye o iki dörtlüğü, kendi el yazısıyla bir kâğıda yazıp vermesini istedim. Yazıp verdi. İşte o iki dörtlük:


 
            TÜRKİYE’YE HAYALİ SEFER
 
            Gelmişem nazlı hilâl ülkesine,
            Fikret’in ince hayal ülkesine,
            Âkif’in marşı yaşardıp gözümü,
            Bahıram Yahya Kemâl ülkesine.
 
            Evet, İslâm ocağı Türkiye’dir,
            Bir musallası Ayasofya’dır,
            Burada Rûmî gibi ârifler var,
            Sofiler abidesi Konya’dır.”
 
Nezir Kumay ile bu dörtlükler üzerinde konuştuk. O an orada, bu dörtlükler hakkında aklıma gelip Nezir kumay’a da aktardığım düşüncelerimi sizlere de aktarıyorum. Bakın, İranlı şair Şehriyar Türkiye’yi ne kadar iyi tanıyor, Türkiye’yi ne kadar çok seviyor. Şehriyar bu dizelerinde bize “hoşgörü” diyor ve asıl önemlisi Türkiye’yi Türkiye yapan farklı değerleri ayrıştırmadan birleştiriyor, harmanlıyor. Şehriyar bağnaz değil. Şehriyar hem ütopyacı, hem realist. Birinci dörtlükte Tevfik Fikret, Mehmet Âkif ve Yahya Kemâl’i birleştiriyor, üçünü birden kucaklıyor. Bu dörtlükte tarih, felsefe, sosyoloji dediğimiz bilimlerin hepsi var. Olgun insan olmak demek işte budur, olanın hepsine değer vermektir. Bir de bizdekilere, Türkiye’de şairlik ve düşünürlük yapanlara bakınız; Tevfik Fikret, Mehmet Âkif ve Yahya Kemâl’i asla bir arada anmazlar, anmaktan gocunurlar, üçünü birbirinden ayırmaya, birisini diğerine alternatif göstermeye çalışırlar. Gittikçe kutuplaşmamız, gittikçe birbirimizden uzaklaşıyor almamız, bundan olsa gerek.
 
Şehriyar’in bu dörtlüklerinde bağımsızlık ruhu var, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşlarımız var, bütünüyle Türk milleti var, nefis muhasebesi var, saf tasavvuf var. Nezir Kumay Bey bize: “Sizi evimde misafir edeyim, daha çok sohbet edelim” dedi. Teşekkür ettim. Önce de yazmıştım; doğu’da yaşayan insanlarımız çok cana yakınlar. Mümkün olsa da, “Doğu-Batı Tanışması/Kaynaşması” gibi bir proje hazırlayıp uygulasak. İnanıyorum ki o zaman birbirimizi daha iyi tanıyacağız, daha çok seveceğiz. Nezir Kumay kardeşime buradan gönül dolusu selamlarımı iletiyorum.

 
DEVAMI VAR
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.