Iğdır -II

Iğdır’ın merkez ve çevresinde Ermeni saldırıları sonucunda şehit olan binlerce insanımız var. Bu şehitlerin hatıralarını yaşatmak için Iğdır’ın merkezine bir anıt yapılmış. Kılıçların yan yana gelmesi

“Eğer bir millet büyükse kendini tanımakla daha büyük olur.”
Mustafa Kemal Atatürk
                                                
Iğdır’ı gördükten sonra: Iğdır’ın tarihini kısaca öğrenme, öğrendiklerimi paylaşma gibi bir sorumluluk duygusu doğdu. Iğdır -II yazımın kaynağı bu duygudur.  Bu yazı bir tarih dersi gibi, sizin için belki sıkıcı olacak ama beni anlayışla karşılayın. Usanmadan okuyacağınızı umuyorum. Iğdır ile ilgili bu yazıyı Ziya Şakir Acar’ın Her Yönüyle Iğdır[1] kitabından, Iğdır Valiliği sitesi ve Iğdır İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün basılı evrakından derledim.
 
Iğdır’ın Kuzeyinde Ermenistan, güney doğusunda Nahcivan ve İran var. Adını Oğuz Han’ın 6 oğlundan biri olan Cengiz Alp’in en büyük oğlu İğdır Bey’den almış. Iğdır insanlık tarihinin çok eski devirlerinden beri yerleşim yeri olmuş. Iğdır Hurriler, Urartular, Kimmerler, Persler, İskitler ve Romalılar’ın egemenliği altında kalmış. 1064’te Alparslan tarafından topraklarımıza katılmıştır.
 
Iğdır 1210’da Eyyübilerin, 1238-1256 arasında Çingizlilerin, 1256-1355 arasında ilhanlıların 1357’de Celayirlilerin, 1379’da Karakoyunluların, 1501’de Safevilerin, 1514’te Osmanlıların eline geçmiş, zaman zaman İran istilasını yaşamış, 1919-1920 yıllarında Ermenilerin eline geçmiştir. 1920’den beri yurdumuzun bir parçası, 1992’de İl olmuştur.
 
Iğdır ve çevresinde çok sayıda koçbaşlı mezar taşı var. Bu taşlar Karakoyunlulardan kalmadır. Karakoyunlular, koçbaşlı mezar taşlarını yiğitlik ve kahramanlık gösteren kişiler ile genç yaşta ölenlerin mezarlarına korlarmış. Karakoyunluların konar-göçer bir Türk boyu olduklarını, küçükbaş hayvancılıkla geçindiklerini düşünürsek, çok sayıda oluşlarının nedenini doğru anlarız.
 
Rus Çarlık rejiminin 1917’de yıkılmasından sonra Türkler ile Ermeniler bir araya gelmişler, “Iğdır İcra Komitesi”ni kurmuşlar. (10.05.1917) Ermenilerin güvensiz ve tehlikeli olduğunu gören Türkler, Meleki Köyü’ne toplanarak “Iğdır Milli Hükümeti”ni kurmuşlar (04.04.1918). Bu hükümet/komite 20.05.1918’de Melekli ve çevresine Türk bayraklarını çekerek anavatana katılma kararı almış. Osmanlı hükümeti 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalayınca, Iğdır’daki soydaşlarımız merkezi Kemerli Kasabası olmak üzere “Iğdır-Aras Hükümeti”ni kurmuşlar. Bu kadar çabuk davranmalarının sebebi, sezilen Ermeni katliamını önlemektir. Bu hükümetin yazışmalarında “Aras Türk Hükümeti” gibi kaşeler kullanılmıştır. Ermeniler durmaksızın Türklere saldırırlarken Aras-Türk Hükümeti de boş durmaz; 20 taburluk bir askeri birlik hazırlar. Bu arada yöredeki Ermeniler durmaksızın Türklere saldırırlar; Melikli, Taşburun, Revan (Erivan), Koçkıran gibi kasaba ve köylerde şiddetli çarpışmalar olur, Ermeniler Türklere soykırım uygularlar. Yaşlıların anlattıklarına göre köpekler, katliama uğrayan Türk köylerindeki cenazeleri yerler, geriye gelen sahiplerini evlerine katmazlar.


 
O günlerde Mustafa Kemal Atatürk Ankara’da TBMM’ini açmak için uğraşmaktadır, Batı’nın belli başlı merkezlerine Ermeni katliamlarını kınayan protesto telgrafları çeker. Doğu’daki ordularımızın başında Kazım Karabekir bulunmaktadır. Ermenilerle yaptığımız savaşlar başarılıdır. 29 Eylül 1920’de Sarıkamış, 30 Ekim 1920’de Kars Kalesi geri alınır. Kazım Karabekir 7 Kasım 1920 günü Gümrü’ye girer, karargâhını Gümrü’ye kurar. Iğdır, 12 Kasım 1920 günü bütünüyle elimize geçer. Türklerle Ermeniler arasında 25 Kasım 1920 günü barış görüşmeleri başlar. 2-3 Aralık 1920 günü Türklerle Ermenilerle barış antlaşması imzalarlar.    
 
Iğdır bir serhat (sınır boyu) ilidir. Serhat ili olmanın sıkıntıları çoktur; her zaman için düşmanlarla çarpışma, ölme, zulme uğrama ihtimali vardır. Serhat şehirlerimizdeki soydaş ve yurttaşlarımız ihtimallerin en ağırlarını yaşamışlar, düşmanlarımızla göğüs göğse savaşmışlar, ölmüşler, ama yurdumuzun elden çımasına, bağımsızlığımızsın yitirilmesine fırsat vermemişlerdir. Türkiye’nin iç kesimlerindeki insanlarımız da elbette cephelere asker gönderdiler, yoklukları yaşadılar ama asıl acıyı çekenler, yoklukların en ağırını yaşayanlar serhatlardaki yurttaşlarımızdır. Bu yönüyle hepimizin her zaman serhatlardaki kardeşlerimize sonsuz borcu var.
 
Ermenilerle yaptığımız savaşlarda yaşanan bir olayı aktarayım. Iğdır ve yöresinde Türkler ile Ermeniler arasındaki çarpışmalar sürerken, Ermeniler bölgedeki Kürt yurttaşlarımıza: “Gelin Türklere karşı beraber olalım” diye bir teklif götürürler. O zamanki Kürt ileri gelenleri bu ahlaksız teklifi geri çevirirler, yurtlarına ve yüz yıllarca birlikte yaşadıkları komşularına ihanet etmezler.
 
Iğdır’ın merkez ve çevresinde Ermeni saldırıları sonucunda şehit olan binlerce insanımız var. Bu şehitlerin hatıralarını yaşatmak için Iğdır’ın merkezine bir anıt yapılmış. Kılıçların yan yana gelmesiyle oluşan bu anıt Türkiye’nin en yüksek anıtıdır.
 

[1] Arkadaş Basım Sanayi-Ankara 2010
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.