Kızlarımızı Okutmak

Daha düne kadar birçok kişi ve çevrenin: “Kızlar okuyunca ne olacak? Kız çocuğunu okutmaya gelmez” gibi konuşmalar yaptığını biliyoruz.

Kızlarımızın okutulmasına önem veren Bozkırlı bir dostum: “Hocam, üniversitelerde yoksul öğrencilerimiz var. Bunların desteklenmesi ile ilgili bir yazı yazsanız” dedi. Öneriyi yerinde buldum. Bu yazı sözünü ettiğim isteğin ürünüdür.
 
Bilim olmadan ilerle ve uygarlık olmaz. Uygarlık, bilim ve düşüncenin bulunduğu yerde olur. Bilim ve uygarlığı insan yapar; insanın dışındaki canlılarda bilim ve uygarlık yoktur. Bu yüzden insanlar bilim yapmak, bilime destek vermek zorundadırlar.
 
Bilim ve uygarlığın olmadığı yerlerde gerilik, mutsuzluk, çöküş bulunur. İnsan toplumlarında mutlu-mutsuz, zengin-fakir her türden kişi vardır. Mutlu ve zengin olanlar kendileri gibi olmayanlara destek olacaklar, hayâtı böyle sürdüreceğiz.
 

 
Geçmişimizde bilim ve uygarlık:
 
İlmî araştırmalara göre alfabe ve baskı makinesini ilk bulan Türklerdir. Türkler Müslüman olmadan önce birçok alanda bilim ve uygarlığa katkı sağlamışlar. Türkler Müslüman olduktan sonra, İslâm’ın okuyup yazma, çalışma ve üretme alanlarındaki buyruklarına uyarak insanlığa hizmet etmişler.
 
İslâm dininin ilk emri “Oku!”dur. (Alak: 1) Allah ilk inen sûrelerin birinde (Kalem: 2) okuma-yazmanın önemine dikkatimizi çeker: “Kaleme ve yazdıklarına yemin olsun” der. Allah bilenlerle bilmeyenlerin eşit olmayacağını, (Zümer: 9), Allah’tan hakkıyla bilginlerin korkacağını (Fâtır: 28) belirtir. Hz. Muhammed: “İlim öğrenmek kadın-erkek her Müslüman’a farzdır” der. Hz. Ali: “Çocuklarınızı terbiye edin, onlara ilim öğretin. Çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil, yaşayacakları zamana göre yetiştirin” uyarısında bulunur.
 
Allah: “Her şeyi çift yarattığını” (Zâriyat: 49), “İnanan erkeklerle inanan kadınların birbirlerinin dost ve yardımcıları olduklarını bildirir. (Tevbe: 71)   Hadis ve İslâm Târihi kitaplarında; Hz. Muhammed’in Medine’deki câmide kadınlara da toplantı-konuşmalar yaptığını, camide Cuma namazı kılan kadınlardan birisinin minberde hutbe okuyan Hz. Ömer’in yanlış bir konuşmasına müdâhale ettiğini yazar.  Türklerin Müslüman olmadan önceki dönemlerinde Türkler kadın-erkek ayırımı yapmazlar, hayâtı ve geleceği birlikte kurarlardı. İslâm’ın ilk geldiği yıllarda, Türklerin Müslümanlığı kabul ettiği dönemlerde Müslümanlar kadın-erkek ayırımı yapmazlar; hayâtın bilimsel, sosyal, siyâsal, ekonomik, askerî, kültürel ihtiyaçlarını birlikte karşılarlardı.
 
Zamanla İslâm yozlaştırıldı. Müslümanlar İslâm’a gerilik, tembellik ve dar görüşlülüğü soktular, din-dünya işlerinde kadınlar-kızlar aleyhine gelenekler oluşturdular, bilim ve düşünceye sırtlarını çevirdiler. Okuyup yazmada, kamu düzeninde, çalışma hayatında kadın ve kızların aleyhine dengesiz düzenler kurdular. Böylece kızlarımız okutulmaz, kadınlarımız adam yerine konmaz oldu. Bugün çektiğimiz sıkıntılarda bu gerçekler var.
 
 
Osmanlı, Atatürk, Cumhuriyet Türkiye’si:   
 
“Osmanlı devleti neden yıkıldı” diye bir soru sorulsa genelde şu yanıtı alırız: “Osmanlı üretici değil tüketici bir toplum oldu, bilim ve uygarlığa ayak uyduramadı. Osmanlı’da erkek vardı ama kadın yoktu. Osmanlı toplumu bağımlıydı..” Bu iddiaların hepsinde doğrulup payı var. Ben hepsine değinmeyeceğim, konumuzla ilgisi bakımından yalnız okuma-yazma, bilim ve düşünce üzerindeki eksikliğimizi kısaca söyleyeceğim.
 
Osmanlı devleti yıkıldığında erkeklerimizin yüzde yedisi (7), kadınlarımızın binde dördü (4) okuma-yazma biliyordu. Okur-yazar nüfusun çoğu İstanbul, Bursa gibi büyük şehirlerde yaşıyordu. Matbaa’nın, icadından 250 yıl sonra ülkemize girdiğini, fen bilimlerinin ilgi görmediğini, felsefe-mantık derslerin okutulmasının yasaklandığını, bilim ve teknolojinin “gâvur icadı” diye reddedildiğini hatırlarsak sıkıntılarımızın ana nedenini yakalarız.
 
Daha düne kadar birçok kişi ve çevrenin: “Kızlar okuyunca ne olacak? Kız çocuğunu okutmaya gelmez” gibi konuşmalar yaptığını biliyoruz. Bugün bile birçok kişi ve çevre kızları okutmamak için uğraşıyor. Oysa, Kuran ve hadislerde geçen: “Oku, okutun, öğretin” gibi buyruklarda kadın-erkek, kız-oğlan ayırımı yok. Herkes okuyacak, her çocuk okutulacak.
 
Cumhuriyet’imizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk daha Kurtuluş Savaşı bitmeden eğitim ve öğretimimizin önündeki engelleri kaldırmaya başladı. Harf-alfabe devrimiyle, okur-yazar olma ve okullaşma çabalarıyla, kadın hakları için çıkarttığı yasalarla önümüzü açtı. 600 yıllık yüzde 7,4,1 Osmanlı halkının okur yazarlılığına karşın bugün 80 yıllık T.C. halkının yüzde 97’si okur-yazar ve eğitimli. Türk kadını ve kızları Atatürk’ün kendilerini insan yerine koyuşunu, önlerindeki tüm engelleri açışını asla unutmamalılar. Kadın ve kızlarımız kendilerini insan yerine koymayan, hep aşağılayan ve sömüren ilim ve uygarlık düşmanı çevrelerin malzemesi olmamalılar!
 
 
Kızlarımız:
 
Gerek bedensel, gerek ruhsal ve gerekse toplumsal gerçekler yüzünden bugün kız çocuklarımızın okumaları ve okutulmaları erkek çocuklarımıza göre daha zor, daha sıkıntılıdır. Bazı yanlış düşünce ve gelenekleri henüz atamadık. Ana-babalarımızın beyinlerindeki “oğlan-kız” ayırımı henüz, yüzdü yüz yok edilemedi. İslâm’ı yanlış öğrenmiş birçok dinci kişi ve çevreler kızlarımızın okutulmasına karşılar. Bu engeli aşmak, yanlış düşünceleri yok etmek görevimizdir.
 
Düşünelim ki toplumun yarısı kız, yarısı oğlan. Düşünelim ki oğlanı da kızı da Allah yarattı. Düşünelim ki çocuklarımızı büyütüp yetiştiren annelerimiz. Bugün oğlan çocuklarımız kız çocuklarımıza göre daha rahatlar. Para kazanma, barınma gibi alanlarda kızlarımızın imkânları oğlanlarımıza göre kısıtlıdır. Öyle ise biz önce kızlarımızı düşüneceğiz; burs ve zekât verme, yardım etme gibi konularda kızlarımıza öncelik tanırsak yerinde olur diye düşünüyorum.
 
Bugüne kadar ülkemizde, il ve ilçelerimizde: “Kuran Kursu yaptırıyoruz, öğrenci okutuyoruz” sözleriyle gayrimenkul alan, para toplayan birçok kişi ve kuruluşla karşılaştık. Bunlara inandık, yardım ettik. Bunlardan bir kısmının çıkarcı olduklarını sonradan öğrendiğimiz olmuştur. Öyleyse yardımlarımızı yakinen bildiğimiz, kendisine güvendiğimiz kişilere verelim. Allah emânetleri ehline vermemizi, araştırıcı olmamızı istiyor.
 
Toplumumuzda: “Kuran Kursu, İmam-Hatip, İlâhiyat ve medrese öğrencilerine yardım etmek sevap” diye bir inanış ve davranış var. Doğrudur. Ama bu “yardım-sevap”, sırf bu dinî kurumlarda okuyan öğrenciler için geçerli değildir; ihtiyaç sâhibi ortaokul, lise, meslek lisesi, diğer fakülte öğrencileri için de geçerlidir. Her okul bizim, her öğrenci bizim. Bize her okul ve her meslekten eleman lâzım. İhtiyaç sâhibi kişi ve kuruluşları ayırmayalım.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.