Konya’da Bir İmam-Hatip Lisesi

Eğitim sistemimiz alarm veriyor. Hep birlikte geleceğimize sahiplenelim. Bu İmam-Hatip Liseleri bana: Görünüşleriyle Osmanlı’nın Enderun okullarını, düşünce ve yaşayışlarıyla Medreselerini hatırlattı.

Konya’nın merkez ilçelerinden birinde, “…. Anadolu İmam-Hatip Lisesi” öğrencisi olan .… geldi: “…., öğretmen kompozisyon yazma ödevi verdi. Yardım eder misin” dedi. Konuyu konuştuk, “hadi sen bu çerçevede bir yazı hazırla, sonra temize çekersin” dedim.
 
Ardından dedi ki: “…., burada hiç öbür dünyadan bahsetmedik. Hadis yok. Bunlar olmazsa puanım düşmez mi?..” Niye düşsün deyince: “Öğretmenimiz her derse girince önce 5-10 dakika hadis okur, dini konuşma yapar da…” Ödevin müsveddesine öbür dünya ile ilgili bir iki cümle koyduk; öğretmeni aldattık.
 
Hazırlık sınıfında okuyan bu öğrencinin şu günlerde okula gitmediğini gördüm, nedenini sordum. “Oruçta zor olmasın diye öğretmenler sınavları bitirdiler. Pek ders işlenmiyor.” Öğrencinin bir yakını da şunu söyledi: “Öğretmenler öğrencilerine, rahat oruç tutmaları için Ramazan’da okula gelmeyebilirsiniz” anlamında sözler söylemişler. Bu paragrafın özeti şu: Okulun “dindar” eğitimcileri Ramazan ayında anlatacakları ders konularını, yapacakları sınavları 1-1.5 ay öne çekiyorlar, programı alt-üst ediyorlar, öğrencilerin devamsızlık yapmalarına neden oluyorlar, “Ramazan’da yatın” diyorlar. Nasıl, bu zihniyet ve okulu sevdiniz mi?
 
Bu okulu merak ettim, kalkıp gittim. Şahane yapılmış. Sınıflardaki öğrenci sayıları az. Daha önce yeni yapılmış bir iki İmam-Hatip Lisesi’ne gitmiştim; oralar da öyleydi. Tekli öğretim, 20-25 kişilik sınıflar. Buna sevindim ama aynı ilde normal liselerdeki çiftli öğretim ile 30-40 kişilik sınıflar gözümün önüne geldi, buna da üzüldüm. İmam-Hatipler bizim de düz liseler bizim değil mi, bu “ayırım” günah ve ayıp değil mi, devri sabık duygusuyla öç mü alınıyor?
 

 
ÖĞRETMENLER VE MERDİVENLER:
 
Neyse, bu İmam-Hatip Lisesi’nin ana kapısından girdim. Müdür odasını ararken, kapının camından bir sınıftaki öğretmenin sandalyesini bırakıp masanın üzerine oturduğunu, bacaklarını sallayarak ders anlattığını gördüm. Keşke rüya görseydim…
 
Salonda, öğretmenler odasında ve (sonradan müdür odasında gördüğüm kadarıyla) bir kısım öğretmenlerin sakal tıraşlarının çok uzadığı, ceketsizlikleri ve kravatsızlıklarıyla hiç öğretmene benzemediklerine şahit oldum.
 
Müdür odasının bir üst katta olduğunu fark edince merdivenlere yöneldim. Baktım, merdiven basamaklarının önünde (rıhlarda) Cumhuriyet tarihimizle ilgili yazılar var; hilâfet ve saltanatın kaldırılış tarihleri, Erzurum-Sivas Kongreleri’nin yapılış günleri, Amasya Genelgesi vs, vs. O anda aklıma şunlar geldi:
 
Cumhuriyet tarihimizi merdiven basamaklarında, ayaklarımızın altında, o önemli dönüm noktalarının üstlerine basarak öğreniyoruz, ne ala (!) öyle mi? Bu bilgiler, öğrenilmesi için buralara yazılmış ise; öğrenciler, öğretmenler yahut veliler, basamakları çıkarlarken bu yazıları okusalar gözleri kayıp, ayakları çarpıp düşmezler mi? Merdivenlerde durup okusalar gelip geçişe engel olmazlar mı? Bu süper zekâ (!) eğitim-öğretim metotlarına ne kadar uygun? Bu uygulamanın psikolojik derinliklerinde Cumhuriyet dönemini “ayaklar altında çiğneme” gibi bir duygu yatmasın? Bütün sınıflarda ve diğer bölümlerin kapılarında ARAPÇA yazılar varken, bu merdiven basamaklarında neden bir tek Arapça harf yahut sözcük yok?..
 
Bu düşüncelerle katın bir yarısını çıktım, sahanlığa geldim. Baktım sağımda ve solumda 33 tane Osmanlı padişahının çerçeveletilmiş resimleri, karşımda bir Osmanlı bayrağı var. Cumhuriyet’imizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk yok.
 
 
BİR SÖZÜN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ:
 
Kata çıkışı tamamladım. Asansör kapısının üstünde Arapça bir yazı gördüm. Türkçesini de yazmışlar: “İsnad dindendir. Eğer isnad olmasaydı, dileyen dilediği gibi konuşurdu.” (Abdullah b. Mübarek) Bu yazının önünde ayaküstü durdum, şunları düşündüm:
 
İsnad (dayandırma, anlatı, hikâye, nakil) insanı düşünmekten alıkoyar, başkasına bağlı kılar. Böyleleri gelişemezler, geliştiremezler. Bu durum beyni ve dünyayı durdurur, sahibini mekanik bir canlı, bozuk bir plak yapar. Dinde isnadın da yeri olabilir ama isnadı dinleştirmek yanlıştır. Bugünkü dünyada isnadın yerine düşünce ve deneyi koyma, isnada değil akıl ve bilime yönelmek gerekir. Biz ve çocuklarımız, yüzyıllar öncesi yaşamış bir adamın bir sözü ile susturulmayı hak etmiyoruz. Bir İmam-Hatip Lisesi’nde, böyle bir sözün yerine hiç değilse Kuran-ı Kerimdeki düşünme ve çalışmaya yönelik ayetlerden birisinin Arapçası ve Türkçesi yazılsaydı, daha doğru olurdu…
 
Bunları düşündüm. Düşündükçe, Müslüman ülkelerin neden geri kaldıklarını, neden çok ezildiklerini anlamaya çalıştım.
 
 
MÜDÜR ODASINDA:
 
Orada oyalanırken bir görevli geldi, kimi aradığımı sordu. Müdürle görüşeceğimi söyledim. Beni müdür odasına götürdü. Okul müdürüne kendimi tanıttım ve oturdum. O öğrenciyi sordum, anlattıklarını aktardım; müfredat, yıllık ve ünite planlarını, sınavların bitip bitmediğini, öğrenci devamsızlıklarında izlenen yolu sordum. Ara vermeden şu düşüncelerimi de aktardım müdüre:
 
  • Öğrencilerin devam ve devamsızlıkları konusunda eksiklik ve gereğinden gazla hoşgörü var gibi.
  • Bir öğretmeniniz masanın üstüne oturmuş, ayaklarını sallayarak ders anlatıyor. Bu hiç doğru değil. Öğrenciler için kötü örnek.
  • Merdivenlerdeki yazıları, öğrenme teknikleri açısından yanlış görüyorum. Bu ne böyle,
  • Padişahların resimleri yanına keşke bir de Atatürk’ün resmini assaydınız, dedim.
 
 
MÜDÜRÜN TUTUMU:
 
Okul müdürü beni serinkanlılıkla ve sonuna kadar dinledi.
 
Kıyafet konusunu velilere sorduk, çoğunluk serbest kıyafet istedi” dedi.
 
Şahsi düşüncem: Her okul devletin ve kamu düzeninin kurallarını yok sayarak kendisine göre bir uygulamaya giderse, kuralsız bir toplum oluruz, ileride orman hayatını yaşarız.
 
Okul müdürü merdivenlerdeki yazılar ve Atatürk’ün bulunmayan fotoğrafı konusundaki eleştirilerime hiç cevap vermedi, bozulmadı da. Müsaade istedim, beni saygıyla uğurladı.
 
 
SON SÖZ:
 
 Gördüklerim ve anlattıklarım hayra alamet değil. Eğitim sistemimiz alarm veriyor. Hep birlikte geleceğimize sahiplenelim. Bu İmam-Hatip Liseleri bana: Görünüşleriyle Osmanlı’nın Enderun okullarını, düşünce ve yaşayışlarıyla Medreselerini hatırlattı.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.