Konya’da Kitap Çivilemek

Süs olsun diye birçok kitap açılarak kapıların yan ve üzerlerine demir çivilerle çakılmış. Her kitap en az 2-3 yerinden çivili.

Atatürk Kültür ve Araştırma Merkezi’nin yayınladığı birkaç kitabı almak için Selçuklu Kültür Merkezi’ndeki Konya Kitap Günleri’ne (Kitap Fuarı) gittim. Daha içeri girmeden, dönerli giriş kapılarının yan ve üstlerinde gördüklerim canımı sıktı. İçeri girince de düş kırıklığına uğradım. Nedenlerini açıklayayım:
 
Süs olsun diye birçok kitap açılarak kapıların yan ve üzerlerine demir çivilerle çakılmış. Her kitap en az 2-3 yerinden çivili. Resimlerini çektim. Size sorayım; yaşlı, genç, öğretmen, öğrenci, esnaf, çiftçi, tüccar ne olursanız olun, bunu görünce ne düşünürsünüz?
 
Türkiye’deki eğitim ve öğretimin, kabalığın, kitaba yapılan saygısızlığın, terbiyesizlik yahut görgüsüzlüğün geldiği seviyesizliğe bakın! “Yazıklar olsun size” demeden duramıyorum.
 
Kitaba böyle mi değer verilir? Bunu yapan yahut buna göz yuman adamların öğrencilerimiz, halkımız ve dünya insanlığından utanmaları gerekir. Gelinen bu kütükleşmedir, odun kafalılıktır. İnsan her söz ve işiyle kibar olmalı, çevresine iyi örnek olmalı.
 
Fuara girmeden önce kitaba/okumaya dikkati çekmek istiyorsanız, oraları kapalı vitrinler yapar, o kitapları açar, oralara korsunuz. Böyleleri Türkiye’de hangi yıllardan beri türeyiverdiler, doğrusu incelemeye değer.
 
Oysa bizim inanç ve kültürümüzde kitaba, kâğıda, kaleme ve mürekkebe büyük değer verilir. İslam Dini’nin ilk emri “Oku!”dur. Okumanın aracı kitap, kâğıt ve mürekkeptir. Bunların öneminden dolayı Allah: “Kitap, kalem ve satırlara yemin olsun” diyen âyetler indirmiştir.


 
Ben hatırlarım, çocukluğumda, atalarımız yerlerde duran bir kâğıt parçası gördükleri zaman o kâğıt ve yazıya “hürmet/saygı olsun” diye o kâğıt parçasını oradan alır, bir duvarın taşları arasına sıkıştırırlardı. Mıhlı kitaplarla, çöplüklere attığımız kâğıt/kitap yığınlarıyla dinî ve millî kültürümüzden epeyce uzaklaştığımızı net olarak görüyoruz.
 
Neyse içeri girdim. Kitap fuarına büyük bir ilgi var. Özellikle öğretmenlerimiz öğrencilerimizi getirmişler, onlara kitap sevgisi kazandırıyorlar. Fuara çok sayıda yayınevi katılmış. Bu da sevindirici bir olay.
 
Yürürken Atatürk Kültür Merkezi’nin kitap sergisine geldim. Aradığım kitapları sordum. “Onları biz satmayız” dediler. Niçin? “Onları Atatürk Araştırma Merkezi satar..” Atatürk Araştırma Merkezi’nin yerini sordum. Aldığım yanıt: “Onlar fuara katılmadı..” Bari onların kitaplarını siz satsaydınız dedim. Yanıt: “Kardeş kuruluşuz ama alanlarımız ayrı…”
 
Atatürk Kültür Merkezi’nin satmak için sergilediği kitaplara baktım. Atatürk ile ilgili üç-beş kitap var, Diğerleri Arap-Fars özentili, günümüze hitap etmeyen, çoğumuzun anlamlarını bile bilmediği kitaplar. Yayın kataloglarını/listesini aldım, sergiden bir resim çektim. Çivili kitapların fotoğrafı ile Kültür Merkezi’nin satış için sergilediği kitapların bir resmini buraya koyuyorum. İddiamın kanıtı olarak da o kitaplardan üç-beşinin adını yazıyorum. Bakınız: “Râmiz ve Âdabı Zurefâ’sı, Nuhbetü’l-Âşâr, Tezkire-i Şafâyi, Emir Hüsrev-i Dihlevi’nin (Hindistan, Pakistan, İran, Rusya ve Afganistan gibi ülkelerde Farsça Şair…) Hayatı vb. Fotoğraftaki kitapların adlarına bakın: “Osmanlı Hanedan Türbeleri, Osmanlı Saat Kuleleri, Osmanlı Ulu Camileri…” gibi.
 
Görüldüğü üzere AKP dönemindeki Atatürk Kültür Merkezi bizi Cumhuriyet dönemine değil; Pakistan, Hindistan ve Arabistan’a, baba Türk ana yabancı Osmanlı padişahlarının Türbe, cami ve tekkelerine götürüyor. Bunların derdi Türkiye, Türkçe, Türk kültürü, Türk milliyetçiliği değil. Bunların derdi bizi soysuzlaştırmak, bizi kendi dil ve ulusumuzdan uzaklaştırmak, bizi cami ve medreselere hapsetmek ve bilimden uzaklaştırmaktır.
 
Kongre Merkezi’ndeki kitap satış bölümlerini (Reyon) gezdim. Bölümlerin çok büyük bir kısmı dini kitapları satıyor. Milli, ilmi, felsefi kitapları satan az sayıda yayınevi ve kitapçı var. Dini kitapları gözden geçirdim; tarikatçı, cemaatçi, siyasal İslamcı, Cumhuriyet-Atatürk karşıtı basit, asıl önemlisi hurafelerle dolu. Türkiye Diyanet Vakfı’nın satış elemanlarına: “Hüseyin Atay ve Yaşar Nuri Öztürk’ün kitapları var mı?” diye sordum. “Satmıyoruz, yok” dediler.
 
Konya halkına uygun görülen kitaplar işte böyle. Konya halkı kendilerine biçilen bu kefeni çok iyi beğenmiş olacaklar ki, ses çıkarmıyor. Konya ve benzeri illerimiz, Türk milletinin soysuzlaştırılıp miskinleştirilmesi Cumhuriyetimizin dönüştürülmesi noktasında “Pilot alanlar” olarak seçilmiştir.
 
Bu ihanete sessiz kalanlar faturasını ödemeye hazırlansınlar.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.