Milliyetçilik Üzerine (3)

MİLLİYETÇİLİK ÜZERİNE

Milliyetçilik milli dil ile başlar, milli dil ile gelişir, milli dil ile yaşar. Milleti millet  yapan esasların en başında milli dil vardır, çünkü bir ulusun bireyleri aynı dili konuşmadan uluslaşamazlar. Ulus bireylerinin konuştukları dil kökleştikçe, yabancı dillerden arındıkça milli duygu kökleşir ve güçlenir, milli dile yabancı sözler sızdıkça milli duygu azalır ve melezleşir.
 
Türkiye’de, yazı ve konuşmalarımızda kullandığımız Türkçemiz, içine katılan yabancı sözcüklerle zarar görmekte, özelliğini kaybetmektedir. Yazılan yazılarda dikkatsizlikler var; dil tadımızı bozuyor. Konuşmalarımızda basitlikler, yanlışlıklar, yavanlıklar ve yanlışlıklar var; dinleme ve kavramamıza engel oluyor. İnsanlarımız, yöneticilerimiz, basın-yayın organlarımız ve hatta akademisyenlerimiz konuşma ve yazılarının arasına yabancı dillerden aldıkları sözcüklerle anadilimiz Türkçeyi kirletiyorlar; birkaç yabancı sözcükle değer ve önem kazandıklarını sanıyorlar.
 
Türkçemiz için asıl tehlike Arapçadır. Kullandığı Arapça sözcüklerle  değer kazandığını sanan bir sürü insan ve elit var. Arapça sözcüklerin dilimize sokuşturulmaya çalışılmasının altında hem Arapçanın kutsallığına inanma ve hem de Türklükten uzaklaşma gibi bir cahillik ve hastalık bulunuyor. Biz Müslüman olduktan sonra uzun yıllar Arapça ve Farsçanın etkisinde kaldık, Arapça ve Farsça birçok sözcük dilimize iyice yerleşti. Hiç değilse bundan böyle Arapça, Farsça (ve tabii Batı dillerinden) sözcüklerin sızmasını önlemek için uğraşmalıyız. “Türkçeleşmiş” sözcükler ile evrenselleşmiş bilimsel ve teknolojik sözcükler için yapılacak bir şey yok. Biz Cumhuriyet dönemi ile dilde biraz kendimize gelirken, Osmanlıcı yönetici ve oluşumlar bizim şimdi dilde geri dönüşe (irtica) zorluyor. Buna direnelim. Maymun iştahlılığın ve umursamazlığın zararı var.
 
İlahi dinler evrenseldirler ama milletleri millet yapan değerleri yok etmezler, dinler o değerlere saygı duyarlar. Dil gibi, örf ve adetler de milli değerlerdendir. Uluslar bir evrensel dine inanırlarken dillerinden, örf ve adetlerinden olmazlar. Kuran’da ve sağlam hadislerde (Peygamber sözü) anlama ve öğrenme aracı olarak ana dilin, örf ve adetlerin, ilahi mesajlara aykırı olmayan gelenek ve göreneklerin inkarı mümkün değildir ve bunlara uyulur. Bildiğimiz gibi örf ve adetler İslam hukukçuları tarafından dini delillerden birisi olarak kabul görür ve uygulanır.
 
Yaratan bir Nebiyi (elçi, haberci) bir ulusa elçi gönderirken, o elçi Yaratıcının dinini o ulusa kendi diliyle gönderir. Yaratan o ulusa başka bir dille elçi gönderseydi, insanlar onu anlayamaz ve kabullenmezlerdi. Öyle ise uluslar ilahi vahiyleri kendi dilleriyle öğrenecekler, bu bir. İkinci olarak bu evrensel dine muhatap olan diğer uluslar, örneğin Türkler: “Benim kitabım Arapça olarak inmiş, ben dinimin bütün uygulama ve davranışlarını Arapça ile yerine getirmeliyim” demeyecekler, dinlerinin belki önemli bir iki ritüelini Arapça ile yapacaklar ama diğer bütün ritüelleri Türkçe yapacaklar; yakarış, davranış, giyiniş, duruş, yaşayış vb. tüm alanlarda Türkçeyi egemen kılacaklar, Türk gibi yaşayacaklar. Düşünceme açıklık getirme açısından bir örnek daha vereyim:
 
Araplar çölde fazla düşünce ve icat (yeni buluş) yeteneği olmayan bir ulusturlar; estetiğe, inceliğe, uygarlık ve evrenselliğe kapalıdırlar. Dinlerini anlar ve yaşarlarken böyle davranırlar. Ama Türkler böyle değiller; estetiğe, inceliğe, uygarlığa, akılcılığa ve evrenselliğe önem verirler. Bu durumda Türklerin İslam algısı ve uygulamaları kişiliklerini yansıtacak, akılcı olacaklar. Bakın bugün Arap dünyası itikatta Eşarî, Türk dünyası Matürîdîdir. Çünkü Eşarilik Arap özelliklerini, Mütüridilik Türk özelliklerini yansıtır. Bu durum “ameli mezhepler” denen mezhepler için de geçerlidir; İmam ı Azam Türk olduğu, Türklerin hayat tarzını yansıttığı için Türkler Hanefi, Ahmet bin Hanbel Arap olduğu için Araplar Hanbeli mezhebindendirler.
 
Türk milleti genelde üreticidir. Hayvan besler, ekin eker, icat yapar, uygarlık kurar vs. Türkler üretici ve bölüşücüdürler. Başka ulusların çoğunda bu yok. Örneğin bizim inanç yönüyle ortak paydamız bulunan Araplar üretmezler ama tüketirler. Bizde toplumculuk, Araplarda bireycilik ve çıkarcılık vardır. Biz İslam dini yüzünden Araplar ile iç içe olduğumuz için özelliklerimizi kaybetmeye, Araplar gibi olmaya başladık. Türk milliyetçileri günümüzde bu tür konularla da ilgilenmeliler; Türklerin yapısını öne çıkartacak, öldürülen ahlakımızı diriltecek konular üzerinde gündem oluşturmalılar. Yoksa Türk milliyetçileri Arap, Acem, İngiliz, Amerikan vb ulusların Türkiye’yi ve Türkleri  sömürmesine engel olamazlar.   
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.