Milliyetçilik Üzerine (4)

MİLLİYETÇİLİK ÜZERİNE

Milliyetçilik çağırıcı, kucaklayıcı, korumacı ve güçlendirici özellikler taşırsa amacına ulaşır, kıymet taşır. Kavgacı, kovucu, yalnızlaştırıcı ve zayıflatıcı bir milliyetçilik başarısız olur,  yarar yerine zarar verir.
 
Bugün Türkiye’nin politik milliyetçileri kendi “dava/ülkü” erlerini kovucu, kırıcı ve aşağılayıcı bir milliyetçilik modeli uyguluyorlar. Bunlar aynı zamanda çok hırçınlar, Türk milletinin bireylerini birbirine hasım etmekteler.
 
Sen gönlünü herkese açmadıkça milliyetçi olamazsın. Sen herkesin gönlüne girmeye, yanına çekmeye çalışacaksın. “Beka sorunu” diye bir mevhum üreteceksin; milleti korkutarak, sırf kendini koruma altına alacaksın, milliyet düşmanlarıyla şirket kuracaksın! Olacak şey değil.
 
Türk halkı, özellikle MHP’li yurttaşlarımız önce bu çelişkiyi görmeliler. Gerçekten milli olan öncüler de milliyetçiliğin bir yenilenme programını, milliyetçiliği güçlendirme stratejisini belirlemeliler. Ancak bu yok; malum milliyetçiler “eskimiş” beden ve zihinleriyle Ankara’da egolarını tatmin etmekle, münafıkların değirmenine su taşımakla ömürlerini tüketiyorlar.
 
Türk milliyetçiliğinin yeni mimarları güçlü bir milli değişimi gerçekleştirmek için hem kendilerini ve hem Türk milletini zorlamalılar. Bu acilen yapılmalıdır. Çünkü: “Milli değişim geciktikçe, Türkiye’yi kuruluş esaslarından kopararak sonu belirsiz ve milli olmayan bir değişim projesi içine çekmek isteyenlerin elindeki gerekçeler güçleniyor.” (1)
 
Türk milliyetçiliği 23 Nisan 1920’den beri oturtulduğu temellerden alınıp başka temeller üzerine konuyor. Cumhuriyet’imizin kurum ve kuruluşları tarikat, cemaat ve siyasilerin kuluçka makinesi yapıldı. Eğitim-öğretim sistemimiz kişiliksiz kuşaklar yetiştiriyor. Bazı il merkezlerinde çocuklarımız “Arap evleri” adı altında, Suriyeli Arap öğretmenler (?) tarafından  yabancılaştırılıyorlar. Atatürk’ün inşa ettiği “Parlamenter sistem”in yerini “Tak adam” rejimi aldı. “Faşizm”e gidiyoruz, faşizmi yaşayacağız, haberiniz olsun. “Türk milliyetçileri mevcut çöküşün savcısı ve avukatı oldular.
 
Milliyetçi birkaç akademisyenin dışında genelde Türk milliyetçileri, siyasi parti, vakıf, dernek olarak bu soysuzlaşmaya ve çöküşe fazla ses çıkarmıyorlar, yarınlara yönelik bir tasarımları ve önerileri yok. Türk milliyetçileri Ortadoğu ve dünya Müslümanları için nutuk atarlarken, Ortadoğu ve dünya Türklüğü hakkında fazla bir şey söylemiyorlar, susuyorlar.
 
Yaşadığımız olumsuz gerçekler Türk milliyetçilerinin daha fazla çalışma, daha fazla okuma, daha fazla üretme, daha fazla cesur olma zorunluluğunu önümüze koymuştur.
 
(1) Prof. Dr. Ümit Özdağ, Yeniden TÜRK Milliyetçiliği s. 95 Kripto Yy. 6. Baskı Ankara 2016.
 
Açıklama: Bu yazı serisinin hazırlanmasında kısmen Ümit Özdağ’ın adı geçen kitabından yararlanılmıştır.
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.