Muhalefetin Yükü ve Sorumluluğu

Muhalefet T.C. ve Türk milletinin ağırlaştırılmış sorunlarının bugün değilse bile yarın yahut öbür gün mutlaka kendi omuzlarına yükleneceğini görmeli, varsa eksiklerini tamamlamalı, hazır beklemelidir

Türkiye 24 Haziran seçimlerine gidiyor. 16 yıllık iktidar partisi AKP seçim sonrasına 620 milyar dolar borç, tüm birikimleri satılmış bir Türkiye, tembelleştirilmiş bir millet, birbirine hasım edilmiş milyonlarca seçmen, komşu ve dünya ülkeleriyle bağları kopmuş bir Türkiye, hırsızlık, yolsuzluk, kalpazanlık, rüşvet gibi kötü huylarla kirletilmiş yandaşlar ve hücreler, en önemli makam ve kuruluşlara ehliyetsiz kişilerin yerleştirildiği kamu kurum ve kuruluşları, okullarından akılcılık ve milliliğin kovulduğu bir bakanlık bırakıyor.
 
Yani yarınlarımız iktidar için de sıkıntılı, muhalefet partileri için de sıkıntılı. AKP iktidarı yıllardır işlediği yolsuzluk ve hırsızlık iddialarına: “Gidersem sonum ne olur, nasıl hesap veririm” sorularına cevap arıyor. Gitmemek, hesap vermemek, biraz daha sefa sürmek için vaatler veriyor, seçmeni “kaos” ile korkutuyor ve daha önemlisi, bizi birbirimize düşürüyor.
 
Böyle bir Türkiye’de muhalefetin yükü çok ağır, sorumluluğu fazladır. Muhalefet partileri, “önümüz karanlık ve çukur, yönetime talip olmayayım” diyemezler. Çünkü bize dirlik ve bir yurt lazım. Muhalefet yakıcı bir ateşi avuçlamak zorundadır. Muhalefetin cesur ve akıllı davranmaktan başka seçeneği yoktur. Tüm zorluklarına rağmen muhalefet özverili ve sağduyulu davranışlarıyla, 3-5 yıl içinde, bozulan Türkiye’yi tamir edebilir. Başka çıkış yolumuz yok. 1919-1922’li yılları hatırlayalım; zamanın Vahdettin, Damat Ferit, Ali Kemal ve Mustafa Sabrileri kaçmışlar, ülkemizin tamiri Mustafa Kemal’in öncülük ettiği Kazım Karabekir, İsmet İnönü, Rifat Börekçi gibi kahramanlar kadrosunun üzerinde kalmıştı. Kahin olmaya fala bakmaya gerek yok; günümüzün Vahdettin, Damat Ferit, Ali Kemal ve Mustafa Sabrileri öncekiler gibi yine kaçacaklar, Türkiye’yi günümüzün Mustafa Kemal ve yol arkadaşları düzlüğe çıkaracaklardır.
 
Burada şunu da unutmayalım: Mustafa Kemal ve arkadaşları Türkiye’yi ve Türk milletini 3-5 kişi olarak kurtarmadılar, tüm Türk milletinin seferber ederek ülkeyi kurtardılar. Günümüzde de böyle olacak; ülkemizi cesur kararlarla, özverili çalışmalarla Türkiye ve Türk milletini yaşadığı sıkıntıdan birlikte çıkaracağız. Bazılarının bir kenara çekilme, hazıra konma hakkı yoktur. 
 
Muhalefet partilerimizin yüklendikleri yükü, taşıdıkları sorumluluğu en iyi bir biçimde yerine getirilmeleri için acizane birkaç düşüncemi sıralamak istiyorum.
 
1-Muhalefet T.C. ve Türk milletinin ağırlaştırılmış sorunlarının bugün değilse bile yarın yahut öbür gün mutlaka kendi omuzlarına yükleneceğini görmeli, varsa eksiklerini tamamlamalı, hazır beklemelidir. Muhalefetin hazırlıksız olarak görev üstlenmesi bize çok pahalıya mal olur. Muhalefetin bazı konularda hazırlıksız olduğunu gördüğüm için bunu söylüyorum.
 
2-Türkiye’nin bugünkü ağırlaştırılmış yükü ve sorumluluğu bir tek partinin altından kalkabileceği kadar hafif değildir; bir birliktelik zorunlu görünüyor. Bu birliktelik yarın T.C., Atatürk, çağdaşlık ve bilimsellik gibi ilkeler üzerinde sıkıntısız yürümelidir. Bazı sinsi planlarla, sağdan-soldan gelecek eleştirilerle muhalefetin ittifakı dağıtılabilir. Böyle bir dağılımı yaşamamak, ittifakının güçlendirilerek sürmesi için, muhalefet “hizmet içi eğitim çalışmaları” yapmalı, üzerinde anlaşılan hususlar açıklanmalıdır. Bir yol kazasına uğramamak için gereklidir. Bunu akıl vermek için söylemiyorum; İkinci Kurtuluş Savaşımızı kaybetmemek adına söylüyorum.
 
3-Sıkıntılarımızın aşılabilmesi, omuzlarımıza yüklenen yükün taşınabilmesi için Türkiye’nin tam bağımsız olması, Türk halkının çok çalışkan olması şarttır. Sömürgecilerin işgaline uğramamak için, aç ve sefil kalmamak için özgürlükçü ve çalışkan olacağız. Komşularımızla iyi geçinmeden, dış ilişkilerimizde komşu devletlerle tek dil haline gelmeden güven içinde yaşayamayız. Devlet olarak dünyadan kopmayacağız ama hiçbir emperyalist gücün ön karakolu da olmayacağız. Muhalefet partilerinin yönetici kadroları da bu konuda net olmalılar; geleceklerini dış ülke ve projelerde göre değil, Atatürk’ün: “Tam bağımsız Türkiye” hedefine göre belirlemeliler.
 
4-Muhalefetin öncüleri yaşadıkları haksızlıklar karşısında soğuk kanlı olmalılar, partilerini ve kurumlarımızı zora sokacak açıklamalarda bulunmamalılar. Bu bazen oluyor. Bir örnek vereyim; Recep Erdoğan Muharrem İnce’yi eleştirirken bir general Erdoğan’ı alkışladı: İnce buna kızdı: “O generalin apoletlerini sökeceğim” dedi. O generalin resmi elbisesiyle böyle davranması yanlış ama, düşünelim ki o general ve arkadaşları bugün “tek adam olma” hevesindeki birisinin baskısı altındalar. TSK’nin subayları dün ABD-FETÖ-AKP üçgenine sıkışmışlar, darbeler yemişlerdi. Dün bir Genelkurmay Başkanı komutanlarına: “Bundan sonra bana asker selamı vermeyeceksiniz, selamünaleyküm diyeceksiniz” demişti. Bugünkü Genelkurmay Başkanı’nın Abdullah Gül’ü susturmak için devreye sokulmuştu. Bakın bugün subay ve generallerimiz askeri elbise ve üniformalarıyla çarşı-pazarda görünmez oldular. Dün hain FETÖ darbe teşebbüsü gerekçe yapılarak askeri lojmanların çıkış kapıları günlerce çöp arabaları tarafından kapatılmıştı. TSK’nin her fırsatta baskı altında olduğunu M. İnce ve benzeri siyasetçiler düşünmeli ona göre konuşmalıdır.  
 
5-Cumhuriyet ve demokrasiye yeniden dönüş sürecinde muhalefetin en çok dikkat etmesi gereken konulardan birisi de, siyasi konuşmalarını R. Erdoğan gibi sert, kırıcı, ayrıştırıcı bir üslupla değil; yumuşak, tatlı, kucaklayıcı ve birleştirici bir üslupla yapmasıdır. Türkiye bilinçli bir biçimde seviyesiz bir didişmeye çekiliyor. Muhalefet bu oyunu bozmalıdır. Dünyanın başarılı inkılapçıları sertlikle değil yumuşaklıkla, bölerek değil birleştirerek başarılı oldular. Hz. Muhammed bu örneklerden birisidir. Yaratan son elçisine hatırlatıyor: “… sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba olsaydın çevrenden dağılıp giderlerdi.” (Al i İmran: 159) Firavun’un despot, bölücü ve savurgan tutumuna karşı Yaratan Hz. Musa’ya şu taktiği verir: “Firavun’a (kardeşin Harun ile) gidin, çünkü o azdı. Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt alır veya korkar.” (Taha: 43-44)
 
6-Millet ve devletimizin bir ayağı yerde, bir ayağı çukurda. Bölücüler ve yiyiciler şarlatanlık yaparak, ayrıştırmalardan medet umarak baskıcı davranıyorlar, saltanatlarını böyle sürdürmek istiyorlar. Türkiye çaresiz değildir; farklı düşünseler bile, muhalefet partileri akıl, sağduyu ve Türkiye gerçeği üzerinde birleşecekler, olası bir düşme ve kırılmayı yaşamadan varlığımızı sürdüreceğiz. Umutsuzluk yok. Biz bu Anadolu’da kıyamete kadar yaşayacağız.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.