Nihat Hatipoğlu’ndan İnciler (2)

Hatipoğlu gibi kıssacı ve uydurukçuların “İslam âlimi, hoca” olarak karşımıza çıkmaları, Müslümanlar tarafından ilgi ve saygı görmeleri büyük bir ayıp, büyük bir kayıp, büyük bir talihsizliktir.

İnci 8: Genç izleyici hocaya sordu: “Hocam Mehdi gelecek mi?” Cevap: “Kuran’a göre Hz. Muhammed’den sonra bir daha peygamber gelmeyecek. Ama hadislere göre İsa gelecek, savaşlarda Peygamber’e uyacak, sahabe gibi yaşayacak.”
 
Kuran’a göre peygamberlik bitmiş ama hadislere göre İsa gelecekmiş. Görüyorsunuz adam Allah’ın kitabını uyduruk hadislerin gerisine atıyor. Hadisçi ya, bu kadarını becerecek. İsa kıyamet günü çıkacak savaşlarda Peygamber’e uyacak, sahabe gibi yaşayacakmış. Diyelim ki Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında savaş çıktı, İsa Muhammed’e uydu. Hıristiyanlar İsa’ya ne derler? Ahir zamanda İsa sahabe gibi yaşayacakmış. İsa Nihat’: :Bak cahil adam, ben Peygamberin. Sen beni peygamberlikten indirdin, ashap yaptın. Buna yetkin yok” derse ne dersin? İsa bunun demeden önce biz şunu söyleyelim: Nihat hoca! Senin bu fikrinde Hıristiyanlık kokusu var. Müslüman mezarlığında salyangoz satma!  


 
İnci 9: “Peygamber öldüğü gün güneş Medine’yi ısıtmadı.” Nihat Hoca, İslam Tarihinin meşhur bir olayı vardır; Peygamber’in küçük oğlu İbrahim öldüğü gün güneş tutulmuş, Müslümanlar: “Güneş İbrahim’in ölümü yüzünden tutuldu” demişlerdi de, O büyük insan: “Güneş ve ay Allah’ın yaratıklarıdır, birisinin ölümünden etkilenmezler” demişti. Öyleyse gel, Müslümanları büyüleyip durma tabiat/fıtrat kanunlara ters düşme.
 
İnci 10: Kadir gecesi iftarındaydı. Bir delikanlı sordu: “Hocam! Boynumuza muska taksak nasıl olur?” Mübareğimiz zaten o geceye özel bir hazırlıkla gelmişti. Gözlerini delikanlıya çevirdi: “Muskada ayet ve dua varsa iyi olur. Ben bugün herkese Hilye getirttim. Herkese verecekler. Evlerinize asın. Bereket getirir.” Allah böylelelirini başımızdan eksik etmesin. Evinizde yeterince para, gıda yoksa, işsiz iseniz; Nihat’ın Hilyesinden birer tane bulun, evlerinize asın, bakın bakalım bereketsiz, parasız kalır mısınız? Evvel Allah Türkiye Bereket Ülkesi olur çıkar.
O Hilyeler bereket getiriyorsa; devlet yöneticilerimiz Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı gibi kamu kuruluşlarının giriş kapılarına birer Hilye astırsınlar; bütçeniz açık vermesin.
 
İnci 11: Üstat Kadir Gecesi’nde bir başkaydı. Hz. Muhammed’in Veda Hutbesine değindi. Muhammed ashabıyla vedalaşırken ağlamış, ağlamış. Peygamber’in üzerinde konuşmasını yaptığı Kusva adındaki devesi de ağlamış, ağlamış. Üstadı izlerken duramadım ben de ağladım, ağladım…
 
Üstat Kadir Gecesi’ne oğlu Said Efendiyi de getirdi. O da inciler dizdi. Şu inci de Sait’in: “İmam-ı Şafii Hazretleri büyük bir alimdi. Çok alim yetiştirdi. Etrafına 5000 talebe toplar, 5.000’ine birden ders verirdi.” Teşbihte hata olmasın, bizde bir tekerleme var: “Boynuz kulağı geçti” deriz. Sait de böyle işte. O günün şartlarında 5000 talebenin oturup sığabileceği cami nerede, ders görecek medrese odası nerede. O günlerde ses cihazı da yoktu. Öyleyse bir kişi 5000 kişiye sesini nasıl duyurur? Neyse, Hatipoğlu ailesinin incilerini hepten dizmeye kalksak iplik yetmez. En iyisi biz çokça iplik temini yapaduralım, Üstadımız bir sonraki Ramazan’a kadar ölmezse lazım olacak. Şimdi bu yılki incilerden hareketle sonuca gidelim.
 
 
Türkiye ve İslam Dünyasında Din:

 
1-Hatipoğlu gibi kıssacı ve uydurukçuların “İslam âlimi, hoca” olarak karşımıza çıkmaları, Müslümanlar tarafından ilgi ve saygı görmeleri büyük bir ayıp, büyük bir kayıp, büyük bir talihsizliktir. Müslümanlar böylelerini yalnız bırakmadıkça sağlıklı düşünemezler.
 
2-Türkiye’de birçok İlahiyat Fakültesi var. İlahiyatların hocaları yetiştirdikleri öğrencilerle, yayınladıkları dergi ve kitaplarla Hatipoğlu gibilerini geçersiz akçe yapmıyorlarsa vebal altındalar.
 
3-Türkiye’nin bir Diyanet’i var. Bu Diyanet’in görevi: İslam’ı doğru öğretmektir. Ama Diyanet görevini yapmıyor; topluma “ruhbaniyet ve sömürü düzeni” diyebileceğimiz bir düzenin yerleşmesine seyirci kalıyor. Bu nedenle Diyanet ya ıslah edilmeli, ya kaldırılmalıdır.
 
4-Üstat Nihat aynı zamanda YÖK üyesidir. Böylesi kafalar YÖK’e de dinsel sömürüyü, bağnazlık ve hurafeleri sokar. Biz bu tehlikeli gidişi önlemeliyiz. Bu tehlikeyi önlemenin yolu bilimden, cesaretten, dinin afyon sakızı olmasına engel olmaktan geçer.
 
5-Din insanın ruhsal bir gerçeğidir. Bu gerçeği yok saymak sıkıntı yaratır. Bu yüzden dinle yüzleşmek, dini, “bu dünyanı” yahut “öbür dünyanın dini” gibi yapay bölümlere ayırmamak gerekir. Her iki dünya da insan içindir. Birisini alır öbürünü bırakırsak olmaz. Bugün bize anlatılan dinde öbür dünya var, bu dünya pek yok. Bu yanlışlığı düzeltmeliyiz. Öbür dünyanın cenneti-cehennemi varsa bu dünyanın da teknolojisi, iş alanları ve sosyal adaleti vardır. Türkiye’de sözünü ettiğimiz dinsel sömürü, bağnazlık ve gericiliğin yok edilmesi için devletin yönetimini sözünü ettiğimiz bu hastalıklara tutulmamış kişilerin oturması ile mümkündür. biz yapacağız
 
6-Din sözcükte: Kulluk etmek, ceza, ödül, kullanmak, sahip olmak, hizmet etmek, borç vermek gibi anlamlara gelir. Dikkat edersek bu anlamlarda dünya-ahiret dengesi var. Yani Müslümanlar bir taraftan vicdanlı ve sorumlu olacaklar; bir taraftan da çalışacaklar, zenginleşecekler, insanlara hizmet edecekler, akılcı olacaklar vs. İşte o zaman emperyalistlerin kanlı projeleri İslam ülkelerinde uygulanma imkanı kalmayacak, Müslümanlar birbirlerini öldürmeyecek, Hatipoğlu gibilerin incileri dinlenmez olacak, gücü olan herkes takım tezgahlarına, sanayilere, tarlalara, bağlara-bahçelere koşacak.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.