Suriyeliler

Suriyeliler (kadınlar-kızlar, aracı olan erkekler) bizim nüfus, milli güvenlik ve ekonomik yapımızdan başka bir de ahlak ve aile yapımızı bozmaktalar.

Başta Prof. Dr. Ümit Özdağ olmak üzere Türkiye’de birkaç kişi yurdumuzdaki Suriyelilerinbir süre sonra nüfusumuz, milli güvenliğimiz ve ekonomik yapımız üzerinde büyük sıkıntılar yaratacağını söylüyor. Ancak ciddiye alan yok; dinleyip geçiyoruz, konuya yoğunlaşmıyoruz.
 
Ben Suriyelilerin nüfusumuz, milli güvenliğimiz ve ekonomimiz üzerinde yarattıkları ve yaratacakları sakıncalardan söz etmeyeceğim; Suriyelilerin aile ve ahlakî yapımıza vermekte oldukları yıkıntılardan söz edeceğim.
 
 
SURİYELİLER HAKKINDA KONUŞULANLAR:
 
Bir tanıdığım anlattı, yeğeni Suriye sınırımızdaki gümrük kapılarımızın birinde askerlik görevini bitirip gelmiş. Askerin anlattığına göre, Suriyeliler Türkiye’ye geçiş yapabilmek için askerlerimize para ve hatta eşlerini, kızlarını teklif ediyorlarmış.
 
Elli yıllık bir tanıdığım, sohbet aralarında iki-üç kez yakındı; Suriyeli ayak kadınları eski garaj yakınlarında (Akçeşme İlköğretim Okulu’nun çevresinde) kaldırımlarda, güneşin battığı sıralarda müşteri bekliyorlarmış. Bu tutumun Larende Yokuşu çevresinde de olduğunu duydum, o çevreden bir tanıdığıma sordum, doğruladı.
 
Bir sohbet sırasında tanıdıklarımdan birisi, Konya’da bazı esnaf ve sanayicilerin Suriyeli kadınları-kızları, “İMAM NİKÂHI” ile sahiplendiklerini anlattı.
 
Emekli bir devlet memurunun, bir miktar para ile, Suriyeli bir bayanı ikinci eş olarak “İMAM NİKÂHI” kıydırıp evlendiğini, bu bayanın kısa bir süre sonra kaybolduğunu o devlet memurunu tanıyan bir arkadaşım söyledi.
 
Tebdil-i kıyafet ile anlatımlara yerinde tanık olmayı düşündüm. Bir dostum: “Yapma, başına iş açarsın” dedi. Uyarıyı doğru ve yerinde buldum, düşüncemden caydım.
 
 

İMAMLAR VE KÖŞE MÜFTÜLERİ ŞEHVET MALZEMESİ OLAMAZ:
 
Toplumumuzda eskiden beri “İMAM NİKÂHI” denen bir uygulama var. Buna göre yasa dışı evlilik yapmak isteyen bir bay-bayan, kenar-köşedeki bir imama yahut “HOCA” kılıflı birisine gidiyorlar, kendilerine göre iki şahit bularak “DİNİ NİKÂH” (?) kıydırıyorlar. Sonra bayanlar mağdur oluyor, doğan çocuklar resmi nikâhlı kadının üzerine yazdırılıyor…
 
Bu “İMAM NİKÂHI” ile yerli kadınlarımız ve çocuklarımız büyük acılar ve yıkımlar yaşarken şimdi bir de Suriyeli (yabancı) kadınlar için “İMAM NİKÂHI” çıktı karşımıza. Görünen o ki, bu yeni maskeli hovardalık bize çok ağıra mal olacak. Peki, ne demek istiyorum? Demek istediğim şu:
 
Esas İslam’da, sağduyuda, töremizde ve aile hukukumuzda “İMAM NİKÂHI” diye bir nikâh yoktur. Nikâhta esas olan aleniyet (o evliliğin herkes tarafından bilinmesi), şahitlendirilmesi, her iki tarafın hukukunu koruyacak nitelikte olması, ergenlik çağı ve baskısız olmasıdır.Kanunen nikâh kıyma yetkisi olan makamların alenen ve kayıtlı olarak yaptıkları evlilik işleminden sonra bir de, “İMAM NİKÂHI, DİNİ NİKÂH” yoktur, resmi nikâh yeterlidir.
 
Durum bu iken: Emekli yahut çalışan imamlardan bazıları ile “köşe müftüleri” denen kişiler hala “DİNİ NİKÂH” kıyıyorlar. Bunu niçin yapıyorlar? Hadlerini bilmediklerinden, cahilliklerinden, üç-beş kuruş nikâh (DUA PARASI/RUHBANLIK GELİRİ) parası almak için, dinî dilencilik yapmak için.
 
Burada çekinmeden, onun-bunun hatır ve gönlünü hesaba katmadan rahatlıkla şunu söyleyebiliriz: İmam nikâhı kıyanlar şehvetlerine yenilmiş kişilerin maşası olmaktalar. Demek bu imam nikâhını kıyanlar, bu işi her yaptıklarında seks malzemesi oluyorlar.
 
 
BU NOKTADA DİYANET:  
 
Bu yazdıklarımın dinen ve hukuken doğru olduğunu Diyanet’in Başkan, Başkan Yardımcıları, Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri, Müftüler, Vaizler ve İmamlar bilirler, bilmezlerse bilmeleri ve bu yanlışı düzeltmeleri gerekir. Ama düzeltmiyorlar, halkımızı aydınlatmıyorlar, ahlaksızlara alet oluyorlar. Olayın en acı yönü esasen budur.
 
Diyanet doğruyu söylemeli, halkı aydınlatmalı, bu yanlışı düzeltmelidir. Düzeltmezse şehvet malzemesidir.
 
 
AHLAK VE AİLE YAPIMIZ AÇISINDAN SURİYELİLER:
 
Görüldüğü gibi ülkemizdeki bir kısım Suriyeliler (kadınlar-kızlar, aracı olan erkekler) bizim nüfus, milli güvenlik ve ekonomik yapımızdan başka bir de ahlak ve aile yapımızı bozmaktalar. Türk milleti olarak bunu asla unutmayalım, ona göre tutum alalım.
 
 
SURİYELİLER VE UYGUR TÜRKLERİ:
 
Dinlediğim bir program ve edindiğim bilgilere göre Türkiye’nin mevcut yönetimi, Türkiye’de oturum almak, T.C. vatandaşı olmak için Doğu Türkistan’dan gelen Uygur Türklerine Suriye’den gelen Araplara gösterdiği kolaylığı göstermemekte, daha zor vize vermektedir. Bu çok acıdır, Arapçılıktır, Türk karşıtlığıdır.
 
Şu yıllarda Türkiye’de, siyaseten yaşanan bir milliyetçilik krizi var. Bu kriz her geçen gün ağırlaşmakta, emperyalistlerin ve siyasal ümmetçilerin işine yaramaktadır. Bugün Türkiye’de siyaseten Türk milliyetçiliğini temsil ettiğini iddia edenler; ilkeli, köklü ve bağımsız değiller. Bir sıkıntımız da bu. Son söz: Türkiye’de siyaseten dürüst bir Türk milliyetçisi olmak için, DEVLET BAHÇELİ MİLLİYETÇİSİ olmaktan çıkmak gerekiyor.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.