Türkiye Cumhuriyeti’nin Yarını

Rahat yaşama lüksümüz yok; geriye dönüş ihtimali var. Yüzüncü doğum yıldönümüne girerken Cumhuriyet’imiz Sultanlığa dönüşebilir.

Osmanlı’da biz medeni haklarından mahrum, milli kimliğinden yoksun, hurafeci bir yığın iken; bugün medeni haklara kavuşmuş, milli kimliğini kazanmış, aydınlanma sürecine girmiş bir ulus olduk. Bu süreç 23 Nisan 1920’de başladı; eğitim, düşünce, bilim, sanat, üretim gibi her alanda büyük kazanımlar sağladı. Bugün dünyanın en ileri ulus ve devletlerinden değilsek bile, Asya ve Afrika’nın en ileri uluslarından, en güçlü devletlerinden birisiyiz. Bu başarıda Atatürk’ün, O’nun kurduğu Cumhuriyet devrimlerinin büyük bir payı var. Ne var ki bugün Türk ulusu ve T.C. olarak kazanımlarımızı kaybediyor, geriye dönüyoruz. Yaşanan birkaç olayı anlatayım.
 
AKP’li biri SP’li birisine: “Erdoğan halifeliği getirecek, siz CHP ile bir oluyor, buna engel oluyorsunuz. Bunun vebalini nasıl ödeyeceksiniz” diyor. Konya’nın artist bir avukatı bir tanıdığına: “24 Haziran hilafetin ilan tarihi olacak” diye mesaj atıyor.
 
MHP’li bir bayan 24 Haziran günü seçim sonuçlarının belli olmaya başlamasından sonra: “Allah bizi korudu. Devletin başına bir kadın gelseydi helak olurduk” açıklamasını yapıyor. Bir tanıdığım seçimden önce eşime: “Akşener gâvur(kâfir) imiş” diyor.
 
22 Haziran günü emekli bir öğretmen bir meslektaşına: “Melekler âlimlere malum olacaklar, kime oy verileceğini ilham edecekler, o âlimler de bize partileri söyleyecekler, oyumuzu buna göre kullanacağız” diyor. 23 Haziran günü bir cemaate mensup olduğunu bildiğim bir tanıdığım: “Oyumuzu falan partiye vereceğiz. Emir böyle geldi” dedi.


 
Anlattıklarım yarınlarımızda sultanlık, akılsızlık, bağnazlık, hurafecilik, gerilemek gibi ilkel bir hayatın yaşanabileceği ihtimalinin verileridir. Bu örnekler ayrıca, geçmişte genlerimize giren sürüleşme kültürünün kış uykusunda olduğunu, uyanacağını, Mutezile ve Hariciye ekollerinin Türkiye’de yeni meyveler verebileceğini, insanlarımızın birbirine karşı din-iman kavgası vermeye yatkın olduklarını, yetiştirdiğimiz aydınların bile batıl inançlar taşıdıklarını göstermektedir. Demek: “Kültürlü bir kuşak yetiştirdik, halkımız iyiyi kötüden ayırabilecek düzeydedir, Cumhuriyet ve demokrasiden geri dönüş olmaz, sen ne diyorsun” diyerek rahat yaşama lüksümüz yok; geriye dönüş ihtimali var. Yüzüncü doğum yıldönümüne girerken Cumhuriyet’imiz Sultanlığa dönüşebilir.   
 
Durum bu iken, Türkiye toplumu iki ayrı çizgide saf tutmuştur. Bunlardan birincisi kendisini muhafazakâr, mütedeyyin, milliyetçi, ecdatçı diye, ikincisi Cumhuriyetçi, Atatürkçü, devrimci diye niteliyor. Birinci saftakilerin gericiliğe, yobazlığa, tek adam diktasına yakın oldukları inkâr edilemez bir gerçektir. Esasen kendilerini “milliyetçi” olarak görenlerin saf arkadaşlarının birer milliyet düşmanı olduğunu görmeleri ve saf değiştirmeleri gerekir ama kendilerinde o cevher yok, milli devletimizi birkaç yıldır nesebi bilinmezlerle yıkıyorlar.
 
Cumhuriyetçi, Atatürkçü, devrimci olarak bilinen ikinci saftakilere gelince; bunların en büyük eksikliği içinde yaşadıkları toplumun kültürel ve tarihsel kodlarını doğru tespit edememiş, o kodları dayanak ve sıçrama noktaları olarak değerlendirememiş olmalarıdır. Koyu materyalizm bu safın en büyük dezavantajıdır. Bundan dolayı bu saf sürekli açıklar vermekte, Türk halkı ile bütünleşememektedir. Sıkça Kemalizm ve Kemalist devrimlerden söz eden bu saftakilerin ilk keşfetmeleri gereken kişi Atatürk olmalıdır. Bunların: “Atatürk, bugünlere göre daha az aydın, daha çok gelenekçi olan dünkü Osmanlı Türkünü kısa bir sürede etrafında nasıl topladı, güven sağladı, başarı elde etti de, biz yıllardır bunu niye yapamadık” diye düşünmeleri gerekiyor. Bu kesim bu sorunun doğru yanıtını bulmadan başarısız kalmaya mahkûmdur.
 
İkinci saftakilerin dikkatimi çeken bir hastalığına dikkatinizi çekeyim. Bunlar kendi kendileriyle çok uğraşıyorlar, çağdaş Türkiye’yi yaratma noktasında “dediğim dedik” inadındalar,  başkalarına gösterdikleri hoşgörüyü kendilerinden esirgiyorlar. Bunun son örneğini 24 Haziran seçimlerinde gördük. Adam, esasta “Cumhuriyet, Atatürk, çağdaşlık, özgürlük, hukuk” diyen yol arkadaşlarına-hatalı bazı eylem ve söylemlerinden dolayı- durmaksızın darbe vuruyor ama tescilli Cumhuriyet, Atatürk ve çağdaşlık düşmanlarına fazla ses çıkarmıyor. “Bu neyin nesi, bu kafa kime hizmet ediyor”  diye düşünmeden edemiyorsunuz. Bu huy Türkiye’nin geleceğini daha çok tehlikeye sokar. Bu ağız emperyalizmin içimizdeki piyonlarına rahat nefesler aldırtır.
 
İkinci saftaki bazı unsurlar, parlamenter sistemin yok edilmesi, tek adam diktasına geçişimiz noktasında yeterli duyarlılığı göstermediler,Yeni Osmanlıcılığa sanki şimdiden alışmaya, “evet” demeye başladılar. İzlenim ve kanaatimde yanılmıyorsam, bu durum çok acı vericidir. Bu acıyı hem ikinci saftakilerin hepsi ve hem de-eğer varsa-birinci saftaki gerçek Türk milliyetçileri çekemezler.
 
24 Haziran seçimlerini yorumlamayı sürdüreceğiz.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.