Türkiye’de Putların Yıkılışı

Halk, 23 Haziran 2019 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçimleriyle kendini put gören, yahut kendisinin putlaştırdığı kişileri yıkmaya başladı.

Türkiye’de halk, 23 Haziran 2019 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçimleriyle kendini put gören, yahut kendisinin putlaştırdığı kişileri yıkmaya başladı. Şöyle:
 
Recep Erdoğan’ı “Allah’ın bağışı, Allah’ın bütün özelliklerini taşıyan kişi, Allah’ın elçisi” gibi görüp de, 17 yıldır etrafında “cihat” eden seçmenler düşünce değiştirmeye, başka partilere oy vermeye başladılar. Partilerinin başkanlarına uymak yerine, akıllarını kullanarak başka partilere oy verme işi MHP ve VP(Vatan Partisi) bünyesinde de yaşanıyor. MHP seçmeninden büyük bir kesim, az da olsa Vatan partisi seçmenlerinin bir bölümü, Devlet Bahçeli ve Doğu Perinçek’i dinlemeyerek CHP adayı Ekrem İmamoğlu’na oy verdiler. Bu durum özgür düşüncenin işareti çıkması, insani erdemin söz sahibi olmasıdır. Bunu görünce, Hz. Muhammed’in 1.500 yıl önce, Mekke ve Arap Yarımadası’ndaki Arapların düşüncelerini değiştirmeye başlaması, Mescid i Haram’a konmuş ve kendilerini “hidayete eriştiren kutsal/ala/yüce sayılan kişilerin Hz. Muhammed ve inananlarınca duvarlardan indirilmesi, baltalarla paramparça edilişleri aklıma geldi. Evet, Türkiye’de putlar kırılıyor, insanlar özgürleşiyor.
 
İlkokulu bitirince beni bir cemaat/tarikat “hazreti”nin müridi yapmışlar: “Bu yolu bırakırsan çarpılırsın” diye korkutmuşlar, kısa bir süre o yolda yürüdükten o yolu bırakmış ve söylendiği gibi çarpılmadığımı görmüştüm. Şimdi artık, putlaştırılan lider ve partilerin yolundan ayrılan bu yurttaşlarımız çarpılmadan yaşadıklarını, Türkiye’nin-belki-daha sağlıklı bir yola girdiğini-yahut-gireceğini görecekler. Bekleyip göreceğiz.
 

 
Ekrem İmamoğlu:
 
Ekrem İmamoğlu’nu hiç tanımam, CHP’li de değilim. AKP, MHP ve VP’nin lider ve partilileri bugüne kadar İmamoğlu hakkında söylemedik söz bırakmadılar; “Ne işi var (mış) camide?, Niye Yasin okuyor (muş), Müjdeli Şehir İstanbul CHP’ye teslim edilemez (miş), İmamoğlu zillet İttifakı’nın adayı (imiş), bir Amerikan Projesi!” imiş. Daha neler, neler. Bunları dinlerken sıkıldım.  İster modern hukuk, ister dinler hukuku olsun; bir suçlamanın delille yapılmasını, bir kişinin işlemediği suçla yargılanmamasını ister. Kanıtsız iddialar vicdanları yaralar. Ayıp etmediniz mi, günah işlemediniz mi? Adamın suçunu ispat edin, hep birlikte yargılayalım.
 
İmamoğlu: Sizden değilse, “Kuran okuma hakkı yok.” Başka bir partinin adayı ise “zelil.” CHP’li ise “Amerikan Projesi.” Bu iddialar günahtır, ayıptır. İslam dini kimsenin tekelinde değildir. İmamoğlu sizin partiliniz değilse “alçaktır”, CHP’li ise “ABD projesidir.” Bu mantık bir cahiliye mantığı, bu kafa bir Ortaçağ kafasıdır. Başka bir siyasi kulvar alçaklık olamaz. Her CHP’li Amerikancı olamaz. İmamoğlu’nu ikinci propaganda sürecinde takip etmeye çalıştım; “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir”, Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin projesiyim diyor. Hangi iddiaya inanalım? İki elimizdeki on parmakla herkesi karalamak bu kadar kolay olmamalı.
 
 
Öcalan’ın Mektubu:
 
Kâtil ve tutuklu Abdullah Öcalan, 23 Haziran İstanbul seçimi öncesinde, (18 Haziran 2019 günlü mektubu) İmralı Adası’ndan avukatları aracılığıyla gönderdiği mektubunda; “HDP’de mevcut bulunan Demokratik İttifak anlayışı, güncel seçim tartışmalarına taraf ve payanda yapılmamalıdır, HDP tarafsız kalmalıdır” dedi. TRT Kürdi, Abdullah Öcalan’ın kardeşi Osman Öcalan’ı ekranına çağırdı. Osman Öcalan konuşmasında: “Ekrem İmamoğlu Kürtler için ciddi bir mesaj vermedi. CHP’nin Kürtler için hiçbir projesi yok” diyerek CHP’yi suçladı.
 
Abdullah Öcalan’ın mektubunda, Osman Öcalan’ın açıklamalarında; CHP’yi suçlama, HDP’den CHP’ye gidecek oyları engelleme, İstanbul seçiminde Ekrem İmamoğlu’nun kazanmasını önleme, “Cumhur İttifakı” denen AKP ve MHP ittifakının adayı Binali Yıldırım’ın kazanmasını sağlama gibi bir niyetin olduğu açık. Bu konu üzerinde biraz duralım.
 
Konuyla ilgili olarak RTE: “Öcalan kendi iktidarını kaçırmak istemiyor”, Devlet Bahçeli: “HDP ve Kandil CHP’nin yanında hizalanmıştır; HDP’nin istismarına müdahale etmek, hatta önüne geçmek maksadıyla tarafsızlık çağrısı yapmıştır”, Doğu Perinçek: “Öcalan PKK/HDP’nin CHP’yi desteklemesine tavır aldı, iki aday arasında tarafsız kalın dedi, Türk devleti elindeki Abdullah Öcalan’ı devreye sokarak, AKP’nin adayını zayıflatmaya yönelik bir müdahalede bulunuyor. ABD emperyalizmine karşı Tayyip Erdoğan ile aynı gemide olmak, bugün Vatan Savaşı mevzisinde olmanın en belirleyici tavrıdır” (Aydınlık, 12.6.2019) dedi.
 
Türkiye’de gelinen şu anlayışa bakın; dün PKK ve Abdullah Öcalan’a “AÇILIM KAPISI” yaptırarak devletimizin ayarını bozanlar bugün Binali Yıldırım’ı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne Başkan yapmak için o kapıyı yine açmaya çalışıyorlar. Dün Öcalan’ı ipten kurtaranlar, siyasî stratejisini “ÖCALAN-PKK DÜŞMANLIĞI” üzerine oturtanlar, Türk milliyetçiliğini slogandan ileri taşıyamayanlar, bugün Öcalan’ı “Tarafsız/Hakem” olarak görüyor. Dün Öcalan’a; “Amerika’nın güdümünden çık” diyenler bugün, “Öcalan PKK’nın direncini kırıyor” diye başlık atıyorlar, yeni PKK/ÖCALAN açılımcısı, tescilli BOP Eşbaşkanı, Cumhuriyet/Devrim karşıtı bir kişiyi “GEMİ KAPTANI” olarak kabulleniyorlar, onlarla yolculuk yapıyorlar.
 
Hani AKP, MHP ve VP ABDULLAH ÖCALAN, PKK, PYD, ABD karşıtı idiler? Ne oldu da bu cepheyle dirsek temasına geçtiniz? Ekrem İmamoğlu’nun seçimi kaybetmesi adına Öcalanlar’ın mektubuna “Can Simidi” simidi diye yapışıyorlar? “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe düşürmesin.” Bu akıl ermez işbirliğine İstanbul’daki seçmenlerimizin yüzde 54’ü akıl erdirdi ki, heveslerinizi kursaklarınızda bıraktı.
 
 
Atatürk’ün Parlamenter Sistemi:
 
Mustafa Kemal Atatürk Büyük Millet Meclisi’ni Kurtuluş Savaşımız bitmeden açmıştı. Atatürk, Cumhuriyet’i daha başta, Parlamenter sistem üzerine kurmuş; Monarşi / Despotizm / Tek adam yönetimi gibi bir sistemi koşulların ağır olmasına, çevresindekilerin: “Tek adam ol” önerilerine rağmen anında reddetmiş, sorunlarımızı, Yasama-Yürütme-Yargı erklerinin ayrılması ve güçlendirilmesi ile çözmüştü. Dün, Recep Erdoğan ve Devlet Bahçeli’nin ortak çalışmalarıyla Atatürk’ün Cumhuriyeti kaldırıldı, yerine; “Tek adamın söz sahibi olduğu” bir rejim getirildi.
 
Bugün Türkiye’yi sıkıntıya sokan iç olguların başında bu “Tek adam” rejimi var. Bu fazla konuşulmuyor. Başta Kemal Kılıçtaroğlu olmak üzere Türkiye’deki muhalefet partilerinin başkanları bu yanlışı öne çıkarmıyorlar. Aydınlarımız da öyle. Bizim daha güçlü olabilmemiz için Atatürk’ün parlamenter sistemine mutlaka ve hemen dönmeliyiz. Tek adam sistemi Ortacağ sistemidir. Ortaçağ’ın yönetim biçimiyle yönetilen insanlar Ortaçağ kafalı olurlar. Durum bu iken, Recep Erdoğan ve Devlet Bahçeli’nin Başkanlık/Tek adam sistemi savunmasına bir de Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek katıldı. Perinçek diyor ki: “Sorunlarımız acil ve çok. Başkanlık sistemi şimdilik dursun. Güçlü halk desteği ile yürütülen başkanlık sistemi daha iyi olur…” Dünyada, tek adam yönetiminin sorunları çözdüğü hiç görülmemiştir. O tek adam bir de “çok kaprisli” ve İkinci Abdülhamit ruhlu olursa; vay halinize! Her fırsatta Atatürk’ten söz eden, Atatürk’ün eserleri ve uğraşısı ile ilgili ciddi çalışmalar yapan bir ekibin/düşüncenin “şimdilik” kaydıyla “Tek adam” rejimini savunması gariptir, çelişkidir.
 
Türkiye’deki putların yıkılmaya başlaması güzel bir başlangıçtır. Bu konuyu sürdüreceğim. Şimdilik hoşça kalın.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.