Yörük Beyi ve Anası

Beylik ve Türklük budur işte. İnsanlık da budur. İslamlık da budur. Kendinden çok yönettiklerinin vebalini üstlenmek, bencil olmamak, çıkarcı davranmamak...

23 Şubat 2020 Günü Konya’da Hadim Eğitim Kültür Mirasını Yaşatma, Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin etkinliğine katıldım. Sn. Zeki Oğuz Yörükleri anlattı.
 
Zeki Oğuz yıllardır Yörükler üzerinde çalışan bir Konyalı. Yorulmaz, üşenmez, elindeki fotoğraf makinesiyle dere-tepe, soğuk-sıcak demez; görüntüler alır, Yörüklerle konuşur, topladığı bilgileri meraklılarına aktarır. İddiasız, engin yapılı bir hemşerimiz.
 
Fotoğraflar ve anlatım çok güzeldi. İzlerken duyduğumuz göç ve kahramanlık türküleri dinleyenleri düşündürdü, duygulandırdı. O  görüntü ve seslerde neler yoktu ki; çileli yolculuklar, karın doyurmak için uğraşılar, oğlaklarla kucaklaşmak, kıl çadırlarda barınmak, güneş ve sert rüzgarlarda yanmak, kadınlı erkekli yaşamak, daha neler, neler..
 
Sunum bitince aklıma şu geldi: Keşke Konya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Zeki Oğuz’un yıllardır oluşturduğu bu kültür mirasına sahip çıksa, halkımızın hizmetine sunsa.
 
 

Yörük Beyi ve Anası:  
 
Dernekteki programdan sonra aslen Hadimli, şu anda yaşı 80’i aşmış, Konya’nın bilge kişilerinden birisi Kamil Şahin büyüğümü ziyarete gittim, uzunca bir sohbet ettik.
 
Kendisine Yörükler ile ilgili etkinliği anlatınca, Yörüklerin hayat ve kişilikleri üzerinde biraz konuştuk. Aslen Yörük olduğumuz için birbirimize Yörüklerle ilgili anılarımızı anlattık. Kamil Ağabeyim bir Yörük Beyi ile anası arasında geçen olayı anlattı. İlk kez duyduğum olayı anlatmadan duramayacağım.
 
Bir Yörük topluluğu geçim için bir köye inmiş. Topluluğun başındaki Yörük Beyinin yaşlı anası orada hastalanmış. Yaşlı ana bir türlü iyileşmemiş. Bir süre sonra Yörük Beyi gökyüzüne bakmış; güneşi, ayı, yıldızları, havayı sözmüş (Ben de hatırlarım, Yörükler gökyüzüne bakarak çok isabetli hava tahmini yaparlardı). Anlamış ki hava bozulacak, daha fazla beklerse kafile yolda sıkıntı çekecek. Bir tarafta ölmek üzere olan ana, bir tarafta kafilenin yaşayacağı acılar. Bey iki arada bir derede kalmış. Hangisini düşünecek, nasıl karar verecek, zor iş.
 
Yörük Beyi bir anda etrafındakilere demiş ki: “Anamın mezarını kazın.”
 
Hasta ana seslenmiş: “Ne diyorsun oğul! Ben daha ölmedim ki!”   
 
Yörük Beyi’nin cevabı şu olmuş: “Ana, bu havada bu kadar ölünür.”
 
Biz şimdi Yörük anasının öldükten sonra mı, yarı ölü yarı diri olarak mı mezara gömüldüğünü bırakalım, Yörük Beyindeki “Beylik” bilincine, “sorumluluk” duygusuna bakalım.
 
Biz burada bir Türk Beyi’nin yönetimini üstlendiği oymağının üzerinde nasıl titrediğini, halkın geleceği içi öz anasını bile feda etmekten çekinmediğini görüyoruz. Yörük Beyi’nin anasına verdiği cevap bizde soğuk duş etkisi yapmıştır, bizi elektrik akımı gibi sarsmıştır.
 
Şu olay var ya, gerçek Türk yöneticilerinin kişiliklerini anlatıyor. Beylik ve Türklük budur işte. İnsanlık da budur. İslamlık da budur. Kendinden çok yönettiklerinin vebalini üstlenmek, bencil olmamak, çıkarcı davranmamak...
 
Buradan Türkiye’ye geçelim. Biz Türkiye’de: “Fırat kenarında bir kurt bir koyunu kapsa sorumlusu benim” diyen hatipleri dinleriz de; koyun ve keçilerimizi, fabrikalarımızı, bağlarımızı, dükkânlarımızı, tezgâhlarımızı, canlarımızı hep kaptırdıklarını ve sonra: “Beceremedim” diyerek çekilip gittiklerini hiç görmeyiz, bize yaşatılan sıkıntılar karşısında da: “Kader” diye avutuluruz, içlenip “Anam ağladı” dersek, “Al ananı da git lan” diye azarlanırız.
 
Orta Asya’dan gelip başımıza Bey olarak geçen asil Yörük Beyleri ile sonraki Beylerden birer örnekle yazımı bitireyim.
 
Malazgirt Savaşı’nın başında bir Alparslan vardı. Bu Yörük Beyi savaş başlamadan önce beyaz kaftanını giymiş, beyaz atına binmiş, cephenin ön safında yerini almış, gerçek bir Bey olduğunu herkese göstermişti.
 
Aradan ne kadar zaman geçtiyse, yukarıda anlattığım, obası için anasını yarı diri, yarı ölü toprağa vermeye kalkan Yörük Beyi geldi geçti.
 
Aradan bir süre daha geçti. Toroslar’ın Sarı Keçili obalarının birinden bir Yörük Beyi daha çıktı. Adı Mustafa Kemal idi. Biz ulusça, Batılı işgalcilere karşı yurdumuzu savunmak için ayağa kalktığımızda başımıza geçti; Sakarya’da, Dumlupınar’da en öndeydi.
 
Aradan yıllar geçti. Tehlikeler yine belirdi. Yiğitlerimiz devrilmeye başladı. Bu seferki Bey öne değil gerilere, en arkaya durdu; kum torbalarının arkasından, zırhlı araçların içinden: “Şehadet! Cennet!” diye bağırır oldu.
 
Nereden, nereye!
 
Nasılsınız Yörükler?!
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.