Mehmet Faraç-Cumhuriyet
İmralı’da yatan Abdullah Öcalan’ın geçtiğimiz çarşamba günü de alışılmış konukları vardı. Avukatlarını karşısına aldı ve görüşmenin neredeyse tamamında özellikle “ölüm” korkusundan yakındı!.. “Apo”, devletin 5 milyon dolar harcayarak inşa ettirdiği yeni cezaevindeki 6 metrekarelik odasının uzun süredir yaşadığı sağlık sorunlarını daha da arttırdığını öne sürdü. Peki; PKK liderinin tek yakınması ölüm korkusu muydu?..
Avukatlarının PKK’nın kuruluş yıldönümünde, yani 27 Kasım’da örgütün yayın organlarına ulaştırdığı görüşme notlarının satır araları dikkatle okunduğunda, Öcalan’ın İmralı’dan artık iyice sıkıldığı ve kendi tabanının dikkatini bir kez daha sağlığına ve tabii ki “özgürlüğüne” odaklamaya çalıştığı görülüyor.
Daha önce sağlık sorunları ve kendisine baskı yapıldığına ilişkin şikâyetlerin ardından olayların başlamış olması; özellikle Güneydoğu’da ve büyük kentlerde önümüzdeki sürecin dikkatle izlenmesini zorunlu kılıyor! İşte “Kürt açılımı”nın giderek çıkmaza girdiği bir süreçte, PKK’nın liderinin söyledikleri ve aslında vermek istediği mesajların karşılaştırmalı örnekleri:
Ölüm korkusu: “Yaklaşık 6 metrekare bir yerdeyim. Havalandırma sisteminden dolayı nefes almakta zorluk çekmeye başladım. Ben burada yarı ölü bir şekilde yaşamaktayım. Havasızlıktan dolayı sanki beynimdeki hücrelerin öldüğünü hissediyorum. Yani ya uyuyacağım ya da nefes alabilmek için uyanık kalacağım. Burada her an ölebilirim. Yerim adeta bir ölüm çukurudur. Burada ölüme terk edildim.”
Mesaj: Öcalan uzun süredir boğazındaki yanma ve akıntıdan yakınıyor. Hatta bir dönem hücresinin duvarında kullanılan özel bir boyayla yavaş yavaş zehirlendiğini bile iddia etmişti. Öcalan sık sık “ölüm”den bahsederek aslında tabanına “Acilen bir şeyler yapın, beni buradan çıkartın” diyor! Nitekim PKK dün, “Apo derhal içine konulduğu ölüm hücresinden çıkarılmalıdır. Aksi takdirde yaşanacak gelişmelerden hareketimiz sorumlu tutulamayacaktır” diye tehdit savurdu.
Tasfiye korkusu: “Beni burada devre dışı bırakıp, Barzani ve Talabani’yi kullanarak PKK’yı tasfiye etmeye çalışacaklar. Görülüyor işte DTP’nin de üzerine gidip, köşeye sıkıştırıp, yanlarına çekip buradaki boşluğu da Hak-Par, Şerafettin Elçi gibi farklı çevrelerle doldurmaya çalışacaklar. İşte bütün bunlar gerçekleştirildikten sonra beni de burada tasfiye edip yerime yeni bir Öcalan koymaya çalışacaklar!”
Mesaj: Uzun süredir örgütsel ilişkiler açısından tasfiye edileceğinden endişe eden Öcalan, PKK’nın pasifize olacağı, kendisinin de İmralı’da tamamen kaderine terk edileceği korkusunu yaşıyor! Öcalan, Mahmur Kampı ve Kandil’den 34 kişinin Türkiye’ye gelmesi talimatını bile PKK üzerindeki hâkimiyetini sınamak için vermişti. Öcalan, Barzani aracılığıyla ılımlı Kürt politikacılarının öne çıkarılacağı kaygısıyla birkaç haftadır Talabani ve Barzani’ye yönelik ağır eleştiriler de yapıyor. Bu yüzden tabanına sık sık “uyanık olun” yolunda uyarılar gönderiyor.
Çözümsüzlük korkusu: “Şimdi de Erdoğan ABD’ye Obama’yla görüşmeye gidecek. Bu gidiş gelişlerin hepsi birbirleriyle bağlantılıdır. Bir planın devreye sokulması niteliğindedir. Bu sorunun büyümesinde, bu hale gelmesinde 2002’den bu yana AKP’nin politikaları sorumludur. Aslında bütün bu sorunları, çözümsüzlüğü geliştiren AKP’dir. Devlet adına birileri bu sorunu çözmek istiyor olabilir. Sonra AKP geldi. Her şeyi tek taraflı bir şekilde ters yüz etti.”
Mesaj: 60 yaşını geçen Apo, çözüm tartışmaları uzadıkça, serbest kalıp siyasete girme düşünü gerçekleştiremeyeceği kaygısıyla saldırganlaşıyor! Öcalan bu yüzden AKP’den umudunu kestiğini göstermek istiyor ve bu konuda Kürt kökenlilere de iktidar partisine cephe alın mesajı gönderiyor. PKK lideri, açılımın fiyaskoya dönüşmesinin ardından sık sık “devlet”e vurgu yaparak aslında orduya ‘sorunu siz çözersiniz’ sinyali veriyor. Bu şekilde hükümetin çözüm sürecinde yalnızca kendisini muhatap alması için de politik bir manevra yapmış oluyor!