23 Mayıs 2012, Çarşamba
Anasayfa | Künye | İletişim | Haberiniz Olsun Ana Sayfan Yap Açılış Sayfası Yap | Haberiniz Olsun sık kullanılanlara ekle Sık Kullanılanlara Ekle | Haberiniz Olsun RSSRSS
Loading

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

SUZAN ÇATALOLUK
Ters Lale Ağlarken Vipera Kaznakovi Ne Yaptı. Ya Ülkücüler Ne Yapmalı?
06 Temmuz 2011                1173 kez okundu.             Yazar E-posta:suzancataloluk@gmail.com
İlgili Foto Galeri
Hopa…
Cankurtaran Geçidine yakın  küçük bir çayırlık…
 
Çayırın hemen kıyısındaydı göğe yükselen sarı çamlar ve  yanında  renk renk,  çeşit çeşit  büyülü zenginlikleriyle bütün ağaçlar.  Cennetlerden uzanıveren  muhteşem bir düş gibiydiler, cancana duran dostlar gibi  nasıl da yakındılar.

Ağaçların altındaki çok çeşitli bitkiler rengarenk çiçekleri ile  etrafa neredeyse elle tutulacak kadar gerçek bir huzuru hediye ediyordu.

Kuş sesleri hafif esen rüzgârın sesine karışıyor, hışırtılarla, mırıltılarla dolu, çok sesli bir ilahi söyleniyordu sanki.
Ama… Bu büyülü rüyanın içinde  yürüyen üç kısa pantolonlu adam zehirli kapkara dikenler gibiydiler.
Sırtlarında  ağır çantaları, başlarında sporcu şapkaları ve  dağ yürüyüşü için  giydikleri postalları ile  yavaş yavaş, bazen de dura dura yürüyorlardı.

Üç şarışın adam uzun, derin ve özel olduğu anlaşılan plastik görünüşlü iri kutuyu ara ara el değiştirerek taşıyorlardı ve bu  muhteşem güzellik içinde olmak hiç de umurlarında değildi.  O koca postallarıyla çiçek, böcek dinlemeden basıp geçerlerken  gözleri hep bir şeyler arıyordu.

Ara ara iri taşları kaldırıp altlarına bakıyorlar, o pis postallarıyla toprağı eşelyorlar, kimi zaman da tekmeliyorlardı.

En uzun boylusu  etrafa tekrar tekrar bakıp  soruyordu:

“-Baksana, ağaç cinslerini saydın mı? Ne kadar çok değil mi?”

“-Evet, diyordu hafif şişman olanı. Bizde bu zenginlik çeşit yok. Kayıt tuttum. Okuyayım, siz de dinleyin: ladin, göknar, sarıçam, kayın, meşe, kestane, kızılağaç, ıhlamur, gürgen, akçaağaç, dişbudak, ceviz, üvez, kavak, söğüt, akasya, karaağaç, huş, ardıç, şimşir, fıstıkçamı ..”

Bakına bakına gezinirken  üçüncü adam birden durdu ve  heyecanla bağırdı:

“-Hey, gördüm onu! Aman Tanrım! Güzel bir  “Vipera kaznakovi “… Hemen yakalayalım!”


Adamlar  çok dikkatli bir şekilde  yavaş yavaş  yürümeye başladılar. Üç beş adım ötede duran koca bir taşın dibindeydi aradıkları.

Biraz sonra  yakaladılar birinci Vipera Kaznakovi’yi. Umurlarında değildi hiçbir şey!

Daha sonraki günlerde ikinciyi, üçüncüyü, dördüncüyü yakaladılar. Vipera Kaznakovi’lerin sanki hiç sahibi yoktu ve sanki bu canlılar  her yerde, özellikle  bu hırsız,ursuz, uğru adamların memleketlerinde yaşayabilirdi!
Fütursuzdular, saygısızdılar hayata, hayatlara karşı. Edepsizlikleri de fütursuzdu!

Ve… Hırsızdılar elbette…

Bir düşünelim: Acaba biz bu hırsızlığı  İskandinav ülkelerinde yapsaydık  kaç deliğe tıkarlardı bizi ve basınları dünyaya  nasıl da rezil ederdi. Başlıkları görür gibiyim:

“Barbar ve hırsız Türkler çalarken yakalandı!”
Neyse…..
Aradan yıllar ve yıllar geldi, geçti…
 
Ve….Yıl 2011’i buldu, Aylardan Haziran’dı!

Kapıkule gümrüğüne lüks bir jip yanaştı. Hollanda’lıydı jipteki adamlar ve son derece  fütursuzlardı. Bizi o kadar küçümsüyorlardı ki gümrük memurlarını hiç mi hiç hesaba almadılar.

Ama memurlar onları şaşırtan bir şekilde arabayı incelemek istediler. Adamlar mecburen bagajı açınca gümrükçüler  elbette çok şaşırdılar. Niye mi?

Çünkü… Çünkü bagajda bir sürü  küçük saksılara yerleştirilmiş  çiçek fideleri, farklı türlerde bitki kökleri, gazete kâğıtlarına sarılmış ve üzerleri numaralanmış tohumlar buldular.

Adamlar pek pervasızdı. Sorulan sorulara küstahça yalan söyleyerek cevap verdiler:

“- Bu fideleri,  kökleri ve tohumları  biz yirmi ülkeden topladık. Kendi bahçemizde kullanacağız. “

Ama işin içine uzmanlar girip ciddi bir inceleme yapılınca ortaya çıkan gerçeklerin o iki sahtekarın anlattığı gibi olmadığı görüldü.

Adamlar ellerini kollarını sallaya sallaya memleketimizi dolaşmışlar, babalarının malları gibi endemik bitkilerimizi göz göre göre çalmışlardı!

Çaldıklarında neler yoktu ki!  Yapılan incelemede o iki edepsiz hırsızın 160 türden topladıkları 5 bin 236 adet bitki ve tohumu belgelendi.

Ve…. Bitkiler arasında ihracını kanunlarla yasakladığımız  ve sadece ama sadece Türkiye’de yetişen, yani endemik türden çiğdem, yabani soğan, sklemen, bir tür ters lale, kardelen, zambak, şakayık  vardı!
İşin en hüzünlü, en iç yakıcı  tarafı ters lalelerimizin başına gelendi: Yerinden yurdundan hunharca sökülen bu ters lalelerimiz dünyada sadece Erzurum'un Karayazı ilçesinde yetişiyordu  ve sadece,  evet, sadece 57 adet kalmıştı!  Ve… Bu hırsız, edepsiz, hain  soyguncular  son kalan 57 ters lalenin tamamını sökmüşlerdi!
Benzerleri “Ağlayan Gelin” adıyla da tanınan bu ters laleler son göz yaşlarını o uğursuz keferelerin elinde döküp, yaban ellerde hangi garip hikâyeyi yaşayacakken veya vatan toprağı aşkıyla kuruyup yok olacakken, talihleri yaver gidip  görevli gümrükçülerin  o  titiz ve cesur ilgileri  dolayısıyla kurtulmuşlardı!

Son laleyi kaçıramadılar!
 
Ya kurtaramadıklarımız? Ya çalınan kültürümüze, tarihimize ait zenginliklerimiz, milli değerlerimiz, ya çalınan topraklarımız, insanımız ve zamanımız?

Misal mi istiyorsunuz, o kadar çok ki! Ama birkaçını sayalım:
 
Bize hiç benzemeyen insan tarifini kulaklarımıza fısıldadılar, alıştırdılar bu iz’ansız tipe. Bunun içinde  memleketin en güzel ve en önemli yerlerinde  okullar açıp çocuklarımıza dillerini öğrettiler, elbette yoz kültürlerini de…

Tarihimizi, edebiyatımızı, musikimizi  ve tabii ki dinimizi unutturmak için ellerinden geleni yaptılar! Ama “Noel baba” , “Allah baba” tekrarları ile ve daha ne ince ince propagandalarla bizi bizden ettiler.
Bu okullarda beyinleri yıkanan yavrularımızın en iyilerini çekip aldılar elimizden.

Kendi ülkelerinde sözüm ona  yetiştirdiler.

Yetiştirmek ve eğitmek ve elbette devşirmek için  her türlü imkanı sunar göründüler.

Böylece devşirilen çocuklarımız devlete düşman oldu, kendi kültürünü küçümsedi! İrili ufaklı kozalar halinde aziz memleketimizin en önemli yerlerinde görev aldılar, kimileri de almakta çok sabırsız!

Müthiş demokrat oldular, öyle ki memleket menfaatlerine  demokrasi palavralarını tercih eder oldular!
Kadın tarifleri yaptılar bize, genç kızlarımızın beyinlerini yıkadılar, tüketim çılgını, sabırsız, idealsiz ve iman kaçkını  kadınlar çıktı ortaya.  Bunların yetiştirdiği çocuklar vatan sevgisinden nasipsiz, tarihine saygısız, kendi kültürünü bilmeyen  garipler olarak rollerini ve yerlerini aldılar…

Ne güzel anlatmıştır Cengiz Aytmatov “ Gün Uzar Yüzyıl Olur” romanında Dönenbay’ın mankurtlaştırılmasını!

Neyse…

Böylece kapılar yavaş yavaş açıldı Türk ve Müselman düşmanlarına.

Adım adım girdiler içeri, fütursuzca  yıkma savaşına giriştiler bizi biz yapan değerleri…

O kadar utanmazlardı ki askerimizin kanını bile para ile ölçmeye kalktılar.
 
Bize belli görevleri verdiler, belli planları önümüze koydular. Onun dışında  başka alanlarda çalışma ve iş yapma  neredeyse yasaklandı! Misal mi? Hatırlayalım:
 
Bize enerji hatlarının bekçiliğini yapmak düştü, Emperyalistlere mazlum milletlerin enerji kaynaklarını taşımada bekçilik! Öyle bir yaygara koparıldı ki  zannettik ki Türkiye bu sebeple çok zengin olacak. Ama takke düşüp kel görününce, bu işin Türkiye için angaryadan öte olmadığı  ortaya çıkıverdi!
 
Bize Ortadoğu ve Asya’da ABD,AB ve kankası İsrail’in çıkarlarını kollama rolü verildi, iş bu sebeple  Suriye ve İran ile ilişkilerimiz gerildi. Öyle ya, biz şii hilale set çekecek saf Türklerdik! Niye emperyalist kefere elini ateşe atsın ki!
 
Bize teknolojide montaj sanayiini uygun gördüler, övdüler bizi. Oysa kendileri uzay sanayii ve nano teknolojide ve genetikte ufka doğru uçup giderken onları hayranlıkla izleme  işi bize düştü!  İlerlemeye meraklı olanlar da yok edildi. Nasıl mı?

Hatırlayınız: Atlas Jet düşünce  kaybettiklerimiz kimlerdi, ya Aselsan’da intihar ettiği iddia adilen o gencecik mühendislerimiz, hakikaten intihar ettiler mi?
 
Bize demokrasi hediye ettiklerini iddia ettiler, içimizdeki ayran gönüllü hayranlara bir sürü STK’lar kurdurdular. Bu devşirmeler neler neler etmediler ki!

 En sonunda ebedi  terörist  elçisi eski tüfek komüniste bir rapor hazırlatıp sevgili Türkiye’mizi bölünme noktasına nasıl geleceğini yazdırttılar. Çünkü emperyalist keferenin ve kankası siyonist yahudinin amacı Batı Türklüğünü bu kutsal vatandan ebediyyen silmekti!
 
Şimdi:
Bölünme adım adım değil, koşarak geliyor!  Milletvekili seçilen terör yandaşları meclis toplantılarını artık Diyarbakır’da yapmaya başladılar! (Pekiyi de  bunun mânasını düşündük mü?)

Terör örgütünün başı kanlı katili öyle bir anlatmaya başladılar ki  hain hain olmaktan terfi edip  birinci sınıf feylosof oluverdi de teklifleri Devlet katında, sözü altın kıymetinde kabul görür oldu!
BOP’nin A,B,C planları hızla uygulanıyor!
 
Vah bize ki çok iyi bir toplum mühendisliği ile hatıralarımızın ya yerleri değiştiriliyor veya başka menfiliklerle sulandırılıyor, unutturulmak isteniyor! Nasıl mı, bir misal:
“One Minute” dedi diye baş devletlûmuzu yere göğe sığdıramadık. Oysa şimdi … Şimdi İsrail basınına göre gizli görüşmeler devam ediyor, Marmara Gemisindeki şehitlerin kanı üzerinden pazarlıklar yapılıyor!
Aynı basından şu anda bizi idare eden devletlûların birkaç ay evvel en önemli dayatma konusundan vaz geçmek üzere  olduklarını okuyoruz.
 
Yine  ne yazık ki çok iyi bir toplum mühendisliği  uygulanarak  göz bebeğimiz kimi müesseselerin itibarları yok ediliyor!
Sıcak para cenneti olan ekonomimizin sıkılacak bir lokma canı varken, borç hızla yükseliyor!
 
Yabancıların toprak almalarının önü  de açıldı. Oh ne iyi, komşumuz ingiliz keferesi olacak,  karşı sokağımız Alman. Aman ne iyi, ne iyi(!!!)  medeniyeti  haçlı emperyalistten daha bir  hızla öğreneceğiz(!!!)
TV’larda Müslüman Türk nasıl da kötüleniyor, etnisite nasıl da övülüyor!
 
Adam TV’de bilmiş bilmiş konuşuyor:
 
“-Türk de ne demek? Bu ırkçılık! Esas olan ırkçılığı reddetmektir!”
Başka bir TV’de sözüm ona üç akademisyen devletin milli ve üniter yapısını savunan genç Hocaya öyle bir saldırıyorlar ki sadece kafasını  kırmadıkları kalıyor!
 
Pekiyi de buraya nasıl geldik, bu vahim duruma?
Hep ilk adımla, ilk imlikle, ilk sökükle!
Bu bakımdan kendini vatansever gören, kendini Türk İslam davasına adamış olduğunu söyleyen her ülkü sahibi, kısaca ülkücü bu ilk söküğü dikmek, bu ilk deliği bulup kapamak zorundadır!
Yani insanımıza,  toprağımıza, bitkimize, böceğimize çiçeğimize, hülasa kültürümüze sahip çıkmak zorundayız.
İlk adımı hemen atmalıyız: Ters laleyi kendi toprağında yetiştirmek ilk adımdır, ilk adımdır Vipera  kaznakovi’yi çoğaltmak!
İlk adımdır yelimize, rüzgârımıza, yağmurumuza, şarkımıza türkümüze sahip çıkmak!
 
Ah! Unutuyordum, şu soruyu muhakkak sormuşunuzdur bu Vipera Kaznakovi de nedir diye? Niye gavurcasını yazdık diye?
E, bilim dilini de kaptırmadık mı sanki?
Koca Osmanlı’yı yerle bir ederken Türkçe’yi terketmedi mi kimi Osmanlı illeri? Şimdi de kimi terörist başları Türkçe’yi reddetmiyor mu? Bu noktaya  küçük bir dikkat çekmek  gönül borcumuzdu!
 
Neyse…
 
Sorumuzu tekrarlayalım mı, bu Vipera Kaznakovi de nedir diye soralım mı?
 
Efendim, Vipera  kaznakovi Hopa’da yaşayan ve endemik bir tür olan Kafkas Engereği,(*)  altta pek süslü bir resmi var.
“Ay yılan” diye çığlık atmayalım. O küçücük, insandan kaçan ve börtü, böçük, sıçan yiyen bir yararlı mahluk. Biz esas içimizdeki hain yılanlara dikkat edelim, bizi zehirlemelerine fırsat vermeyelim.
Ve….
 
Diyeceğim o ki  devir öyle bir devir ki değil toprağımızı, aşağıda resmi olan  şu süslü yılanımızı dahi kaptırmamak, ters lalemizin kökünü kurutmamak şart!
Bu titizliğimiz ayakta kalabilmemizin ilk şartı!
Ne dersiniz, haklı mıyız?
 
(*)  KANTHA - KAFKAS ENGEREĞİ
Yöremizin engerek türünün tek örneği olup, özellikle Esenkıyı, Liman köyü, Başköy  bölgelerinde rastlanır. Doğurarak çoğalan bir yılan türü olup zehirlidir.
Renkleri; sarı - siyah , sarı - kahverengi 'dir. Boyu maksimum 80 cm'e kadar çıkabilir.
Son yıllara kadar Avrupalı'lar tarafından incelenmek üzere yurt dışına kaçırılmış olmasına rağmen, son zamanlarda devletin müdahalesiyle kaçırılma olayı engellenerek ekolojik denge sağlanmıştır.
hopalılarderneği.org




Bu sitede yer alan bilgiler Haberiniz adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
FaceBook'tan Yorumla

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Copyright © 2012 Haberiniz Ulusal Haber, Köşe Yazısı, Analiz, Fotoğraf ve Video Portalı. Tüm hakları saklıdır.