19 Eylül 2014, Cuma
Anasayfa | Künye | İletişim | Haberiniz Olsun Ana Sayfan Yap Açılış Sayfası Yap | Haberiniz Olsun sık kullanılanlara ekle Sık Kullanılanlara Ekle | Haberiniz Olsun RSSRSS
Loading
HÜSEYİN YENİÇERİ
Mümtazer Türköne'nin Çelişkisi
20 Eylül 2011                3581 kez okundu.             Yazar E-posta:
Facebook Paylas
Zaman gazetesinin Nurculuk ideolojisinin yayın organı olduğunu bilmeyen yoktur. Bu gazetede yazı yazabilmek için Nurcu olmak yeterlidir. Yazı yazmayı bilmek, yazım kurallarından haberi olmak, ekmek yediği ülkenin kültürünü işlemek, okuyucularının ülke bütünlüğünü savunması için çaba harcamak, okuyucularını milleti ayakta tutan kültüre bağlayarak aydınlatmak gibi özellikler aranmaz. Zaman’ın en tipik yazarlarından biri adını yazım kurallarına uymadan yazan Mümtazer –Mümtaz’er biçiminde yazıyor- Türköne’dir.

Zaman’a yazdığı son iki yazısında adını yanlış yazmasından başka iki yazım yanlışı daha yapmıştır: Biri kısaltmalara gelen eklerin ince ünlülerle başlatılması gereğinden habersiz olmasıdır. Bunun için “KHK’yi” yerine “KHK’yı” biçimini kullanmıştır. İkinci yanlışlığı da Atatürk Milliyetçiliği tamlamasında yapmış, tamlamayı “Atatürk milliyetçiliği” biçiminde yazmıştır.

Amacımız Türköne’nin yanlışlarını sergilemek değil, son iki yazısında nasıl bir çelişkiler yumağı sergilediğini gözler önüne sergilemektir. Yazım kusurlarından söz etmemizin nedeni Namık Kemal’in sık kullandığı bir söze davranışlarının tıpatıp uyduğudur. Bu söz şöyledir:

Kendisi muhtaç-ı himmet bir dede
Nerde kaldı gayriye himmet ede?


Mümtazer’in ilk ve en önemli çelişkisi bir ideoloji çemberi içinde kalem oynattığı halde Milli Eğitim Temel Kanunu’nun Atatürk Milliyetçiliği’ne dayanmasını eleştirmesidir. Öyle ki bırakalım bugünkü saplantısını geçmişte de tuttuğu, savunduğu düşünceye karşı gerçeklerle bağdaşmayan belirlemelerde bulunması ne yaman bir çelişki içinde olduğunu gösterir. 16 Eylül 2011 tarihli Zaman’daki Milli Eğitimin Amacı başlıklı yazısında Bakan Ömer Dinçer’in uygulamalarını savunurken söylediği sözlere bakalım: ... Ömer Dinçer aynı anda tek hamlede ideolojik yükleri de boşalttı. Millî Eğitim Bakanlığı'nın yeni kanuna göre ilk görevi artık 'Atatürk ilke ve inkılapları', 'Atatürk milliyetçiliği', 'Türk milletinin millî, ahlâkî, manevî, tarihî ve kültürel değerleri' gibi, ne olduklarını bugüne kadar bir Allah'ın kulunun bile kavrayamadığı ideolojik mugalatayı 'benimsetmek' değil. Eski kanunun uzun uzun saydığı bu görevler yeni kanunda yok. Onların yerine, '...öğrencileri bedenî, zihnî, ahlâkî, manevî, sosyal ve kültürel nitelikler yönünden geliştiren ve insan haklarına dayalı toplum yapısının ve küresel düzeyde rekabet gücüne sahip ekonomik sistemin gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatarak geleceğe hazırlayan' yeni bir görev tanımı yapılıyor.

Her ibaresi hatalarla dolu bu sözler de kendi içinde çelişkiler yumağı. “Bugüne kadar bir Allah’ın kulunun bile kavrayamadığı ideolojik mugalata” diye nitelediklerine bakın: Atatürk ilke ve inkılapları, Atatürk milliyetçiliği, Türk Milleti’nin kültürel değerleri… Bu kavramlara bir bilim adamının ideolojik mugalata demesi için ancak başka bir ideolojik bakış açısına dayanması lazım. Çünkü bu kavramlar milliyetçi bakış açısının ürünleridir. Milliyetçiliği kökten reddetmek başka bir ideolojinin esiri olmakla açıklanabilir. Biraz daha açalım konuyu. Atatürk’ün yazı değişikliği bir inkılap değil midir? Arap yazısı yerine Latin yazısının alınmasını, bugüne kadar bir Allah’ın kulu kavramamış mıdır? Atatürk Milliyetçiliği, ırkçılığa dayanan milliyetçiliği dışlamak için bulunmuş bir kavramdır. Özü “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözüne dayanır. Bir Allah’ın kulu bunu kavrayamamıştır demek bir profesör olarak
ben de kavrayamadım demektir. Türk Milleti’nin kültürel değerlerinin başında “DİN” gelir. Bugüne kadar ben Türklerin dininin ne olduğunu kavrayamadım mı demek istiyor Türköne?

Milliyetçi bakış açısından uzaklaşınca insanlar bedenen gelişir demek akıllara ziyan bir durumdur. Kanun Hükmündeki Kararname’yi savunmak için bir hocanın düştüğü duruma bakın. Türk düşmanlığı ile yetişen çocuk modeli oluşturacaksın, insan haklarından söz edeceksin. Peki hem Dinçer’e, hem sana sorulmaz mı yarın? Türkler insan değil mi?

İkinci çelişki çocukların bile fark edeceği türden. Bakanlık’tan Atatürk’ü ve milliyetçiliği kapı dışarı eden Dinçer’i göklere çıkarırken Dinçer’i o göreve getiren Başbakan R. T. Erdoğan’ı eleştirmeye kalkıyor. Aman ideolojik kalıplarımızın dışına çıkma babında uyarıyor hafifçe. Cumhuriyet ideolojisine en ağır ifadelerle yüklenirken Atatürk’ün en önemli ilkesini savunan Başbakan için en hafif ibarelerin kullanılması bir çıkar beklentisi içinde olduğunu sezdiriyor:

Resmî Gazete, bu devrim niteliğindeki KHK'yı yayımlarken, Türkiye'nin Başbakanı Kahire'de Arap dünyasına 'laiklikten endişe etmeyin', 'laiklik din karşıtlığı değildir' diyerek laiklik ihraç etmekle meşgul. Mısır'da Müslümanların Kıptilerle ve diğer inanç mensupları ile bir arada yaşaması için dinler karşısında tarafsız bir devlete ihtiyacı var. Türkiye bu düzeni geliştirip ilerletiyor. Başvurduğu sağlıklı yöntem ise, toplum üzerindeki ideolojik yükleri kaldırmak. Laiklik ancak, Millî Eğitim Bakanlığı'nın görevi insan haklarına dayalı bir toplumun gerektirdiği bilgi ve beceriyi geliştirmek olduğu zaman işlev kazanıyor. İşte o zaman evrensel değerlerle buluşuyor ve Mısırlı kardeşlerimize 'dinler karşısında tarafsız devlet'in değerini anlatabiliyoruz. Bu cümleler de kendi içinde çelişkilerle dolu. En büyük çeliş ki de Atatürk ilkelerini reddederken laiklikten “toplum üzerindeki ideolojik yükleri kaldıran sağlıklı bir yöntem” olduğunu söylemesidir.

Üçüncü bir çelişki var ki ilk bakışta anlaşılmıyor bunun çelişki olduğu. Yazı yazdığı gazete her vesile ile ordu düşmanlığı yaparken, ön sayfada verdiği üç haberden ikisi ordu aleyhinde yakıştırmalardan oluşurken yani tam bir duvar gazetesi ya da şartlandırma aracı işlevi görürken okullarımızdaki Atatürk Köşeleri’ni eleştirmesi yok mu çelişki içinde çelişki örneği. Bakın ne diyor: Müfettiş okula gider. Hemen girişte Atatürk büstü, sağında ve solunda Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi ve İstiklal Marşı'nı görünce her şey biter. Eğitimin, öğretmenlerin, dersliklerin kalitesine kimse dönüp bakmaz. Burada haklarında hiçbir şey bilmediği müfettişlerin görevlerini gereği gibi yapmadığını söylemesi de bir iftiradır.

Zaman gazetesinin 18.09.2011 günlü sayısında Okullar Açılırken başlığı ile yazdığı yazıda ideoloji aleyhtarlığı ile neyi kastettiğini şu sözlerle açıklıyor Türköne: Cahil kalmanın ve cehaletle barışık yaşamanın en kestirme yolu bir ideolojiye bağlanmaktır. ..Somut örnek milliyetçilik. Büyük işler başarmış büyük mü büyük bir millete mensupsunuz. O kadar büyük ki, bir baltaya sap olamasanız bile sizi de büyük yapmak için yeterli. Bu ideolojiye dört elle sarıldığınız zaman, kahraman ve büyük bir milletin mensubu olarak zaten yeteri kadar büyük oluyorsunuz. O kocaman egoya, dirseğinizi çürütüp yeni şeyler öğrenmek, dünyada olup bitenleri takip etmek hiç yakışır mı? Milliyetçiliğin cehaletle eş anlamlı bir siyasî kişilik olarak karşınıza çıkması, bu genel kurala dayanmasından kaynaklanıyor. Bu sözler, bir ideolojik saplantının ipuçlarını veriyor. Onlarca ideoloji varken insanı cahil bırakan ideolojiye milliyetçiliği örnek göstermesi her şeyi açıklıyor. Sanki kendisi hiçbir ideolojiye külah yıkmamış gibi ideolojik görüşleri olanları cahil göstermesi, en büyük ideolog olarak en büyük cahilin kendisi olduğunu kabul etmesi anlamına gelir.

Atatürk’ün “Türk gençliği, ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” Sözüyle de çelişen yazar, bir bilim adamı yaklaşımı içinde olmadığı için bütün gerçekleri ters yüz etmekte, Atatürk ve Türk düşmanlığı alanında yapılan her girişime sahip çıkmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı’nda gerçekleşen tahribata ve milliyetçilik yerine konan başka ideolojilere bu yüzden çanak tutmaktadır. İdeolojilere zırva derken savunduğu görüşlerin başka bir ideoloji olduğunu bile bile zırvalamaktadır.



Bu sitede yer alan bilgiler Haberiniz adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
FaceBook'tan Yorumla

Yorum Yazın

Yorum yazabilmeniz için Üye Girişi yapmanız gerekmektedir.
Yorumlar 2 yorum
22.09.2011 19:25:54

Hocam, Mümtazer vb. adamlar için ne anlattığının ya da çelişkisiz yazı yazma gereğinin bir anlamı yok aslında. Sadece milliyetçiliğe, Türk'e, orduya ve Atatürk'e karşı olması yeterlidir yazdıklarının...Zaman okurlarının kaç tanesi bu çelişkileri düşünebilecek kafa yapısındadır ki? Çoğu ticaret yapabilmek için gazeteye abone olmuş esnaf ve sanatkar, geri kalanı da günlerce posta kutusundan gazeteyi almayan tipler, yani zaman gazetesi, "dünya dönmüyormuş meğer" diye başlık atsa ona bile inanabilecek bir cemaat yapısı ve bağnazlık hakim...

20.09.2011 19:16:18

Malum gazetede yazabilmek için,rum(Herkül Millas),ve ermeni(Etyiyen Mahçupyan gibi)olmak da yeterlidir.
Copyright © 2014 Haberiniz Ulusal Haber, Köşe Yazısı, Analiz, Fotoğraf ve Video Portalı. Tüm hakları saklıdır.