18 Mayıs 2012, Cuma
Anasayfa | Künye | İletişim | Haberiniz Olsun Ana Sayfan Yap Açılış Sayfası Yap | Haberiniz Olsun sık kullanılanlara ekle Sık Kullanılanlara Ekle | Haberiniz Olsun RSSRSS
Loading

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

ŞÜKRÜ ALNIAÇIK
Kongreye Doğru – 3 “Öneri”
14 Ocak 2012                2841 kez okundu.             Yazar E-posta:sukrualniacik@gmail.com
MHP’nin Ülkücü Sorumlulukları

Soğuk savaş yıllarında “Ülkücü ideolojinin kalesi” olarak görülen Milliyetçi Hareket Partisi, savaş sonrası dönemde bilinçli bir şekilde “kitle partisi” haline getirilmiş olabilir. Kitleden oy almak ve iktidara gelmek istiyorsanız bu bilince ve değişime saygı duymanız gerekir. Ancak bu değişimin ne kadar başarılı olduğu ve yaşayan seçmen kitlesi üzerinde ne tür çalışmalar yapıldığı tartışılmalıdır.

Bu tartışmayı: “Evet efendim, hay hay efendim... Zat-ı alileri bilir efendim!..” jargonuyla yapamazsınız. Problem karşısında konuşanların en makbulü, “kral çıplak” diyebilenlerdir. (*)

Ülkücülerin Kafasını Meşgul Eden Soru:

28 Şubat’ı Atlantik Güneşiyle Isıtan “AKP Baharı,” Kitlenin Kazanılmasıyla “MHP Yazı”na Dönüşebilir mi?

Dün…

MHP’nin kitleselleşme hamleleri, 28 Şubat sürecine doğru, 90’lı yıllarda yapılmıştır. Bu dönemde Başbuğ, barajı geçebilmek ve ödün vermeden meclise girebilmek için MHP’de bir kitle partisi açılımı başlatmıştı. Nazımlı şiirlerle verilen barışçıl fotoğraf, Ermenistan’la kurulan diplomatik ilişkilere verilen katkı, cemaatlerle barışık yürüme ve askerlerin asabiyetini dikkate alan, böylece vesayetli medyadan da tepki almayan dengeli siyaset, MHP’nin 28 Şubat’tan yara almadan çıkmasını sağladı.

Bugün..
“28 Şubat iç çekişmesi”
nin gölgesinde 90’lı yıllarda kullanılan kitleselleşme argümanları ile günümüzde oy kazandıran popüler değerler arasında farklar vardır. Kısa bir süre içinde büyük bir dönüşüm yaşanmış ve kitlesel sempati değerleri ters yüz olmuştur. Daha açık bir ifadeyle 28 şubatta yakılan saman alevi sönmüş ve “46 ruhu”yla sembolize edilen demokratik ve mütedeyyin değerler yeniden politik değer kazanmıştır.

Başbuğ ve Atatürk Modeli…
İrtica’a karşı “Batı Çalışma Grubu” tarafından manipüle edilmiş, dünyevi kaygılarla donatılmış kamuoyunu kazanmak için 90’larda Milliyetçi, sert görünümlü olmak ve anti-terör konusunda haklı bir şöhret taşımak bir ölçüde yeterliydi. Ancak; Başbuğ bugün yaşasaydı, bu liberal kadife devrim ve kızıl bölücü saldırılar karşısında muhtemelen Atatürk’ün kurtuluş savaşında yaptığı gibi bütün din adamlarıyla, cemaat, tarikat ve aşiret liderleriyle barışık, olağanüstü şartlara uygun bir kitleye hakim olma siyaseti uygulardı.

Ulusalcı – Cemaat Savaşının Orta Yerinde Siyaset

“Ülkücü irade”
nin uzun zamandır kulağıma fısıldadığı haklı bir serzeniş var:

“İktidar olmak için CHP’ye teşne % 25’i hedeflemek yerine AKP’nin % 50 pazarına girmek ve oy pastasından daha büyük bir dilim almaya çalışmak mantıklı değil midir?”

MHP kurmaylarında son on yıldır AKP’ye ve cemaate ne kadar çok kızarsak kitleyi o kadar çok kazanabilecekmişiz gibi hatalı bir algı var. Oysa bir ailenin kızını, evin sevilen babasına ve imam dayısına söverek alamazsınız. Onu, bir hayat arkadaşı olmanın yanında babasını aratmayacağınıza ve bayramlarda dayısını ziyaret edeceğinize inandırırsanız izdivaç kolaylaşır. Nitekim MHP Genel Başkanının, Erdoğan’ın hastalığı karşısında gösterdiği mutedil siyasi tavır, MHP politikalarında geç kalmış da olsa bir uyanışın habercisidir.

MHP’nin İslam’la siyasi olarak yakınlaşmasından son derecede rahatsız olan CHP, önce Yaşar Nuri Öztürk’le sonra da “çarşaf açılımıyla” dini açıkça siyasette kullanmaya çalışmış; ancak “inandırıcı” olmadığı için AKP’nin “hamdolsun”lu yükselişini önleyememişti. Oysa MHP’nin genlerinde mevcut, katışıksız “İslam ahlak ve fazileti”nin öne çıkarılması halinde MHP’ye iktidar yolunun açılacağı öngörüsü, bugün pek çok Ülkücü tarafından dile getirilmektedir ve bize göre de doğru olanı budur.

AKP tabanı, CHP Ulusalcılığına asla yar olmayacaktır ama bu mütedeyyin çoğunluk, bizim kendi öz kitlemizdir. Memleketin yarısını oluşturan ve çoğu MHP’nin eski kalelerinde yaşayan bu kitleye şefkatle ve ortak değerleri öne çıkararak, büyük bir dikkatle yaklaşmak, MHP iktidarı için atılacak en kuvvetli adım olacaktır. (**)

MHP’nin Ülkücü ideolojiyle daha barışık olan bu yola girmesi halinde Ülkücülere karşı olan siyasi sorumluluklarını  daha rahat yerine getireceğinden emin olabiliriz. Normal şartlarda MHP iktidarının başka bir yolu da yoktur. Türk-İslam Ülküsü, başarısı denenmiş, kızılordu milislerine meydanı dar etmiş, hem Türk birliğinin hem de Nizam-ı Alem Ülküsünün en güçlü ideolojik donanımı olduğunu kanıtlamış, yüce bir değerdir. Elbette dini siyasete alet etmeyeceğiz, sadece sulandırılmış dini söylemlere karşı yüce dinimiz İslam’ı siyaset cambazlarının elinden alıp, layık olduğu makama iade edeceğiz. Atatürk de zaten Laiklik reformuyla sadece bunu yapmayı amaçlamıştı.

Yeni Kitleselleşme Ülkücü İdeolojik Zeminde Olabilir.

Siyasi ve ekonomik açıdan “istikrar” ideolojik hukuksal açıdan “demokrasi,” ideolojik ve ahlaki açıdan da “İslam...” Asil milletimizin % 50’sini esir alan politik argümanların tanamı bunlardan ibarettir. Tabii BOP eş başkanlığıyla gelen global avansların bize asla verilmeyeceğini de hesaba kadarak, çok inandırıcı bir “Politika Reformu” yapmak zorundayız.

MHP’nin
a)  AKP’nin elindeki sahte din silahını geri alabilmek için
b)  Cemaatin ılımlı İslam projesini akim bırakmak için
c)  Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya yeniden girebilmek için
d)  Kendi mensuplarının ahlak ve faziletini takviye edebilmek için
e)  Allah rızası ve şehitler hakkı için...

Üzerinde defalarca yemin ettiğimiz Ülkülerimize karşı olan sorumluluklarını yerine getirmesi ve tarihi kodlarına gereken itibarı göstermesi gerekiyor. Biz imanda herhangi bir kırılma olmadığından eminiz, Ancak bize oy kazandıracak olan, daha ziyade “ameller”dir. Bu nedenle bu kongre ve mahalli seçimler sürecinde MHP’nin inandırıcı bir söylem ve duruş değişikliğine gitmesi “Ülkücü bir zorunluluk”tur.

MHP’nin bugünkü en büyük Ülkücü sorumluluğu, iktidar olmanın yollarını Ülkücü iradeye uygun olarak arayıp bulmaktır. Öküzün altında buzağı arayan Atatürkçü arkadaşlar için hatırlatayım. Atatürk’ün iktidar yolu, Hem Moskova’dan, hem Sivas’tan, hem Nakşibendi dergahından hem de Hacı Bektaş postundan geçmişti.

MHP’nin aklımıza gelen diğer Ülkücü sorumluluklarını hatırlamamız için aşağıdaki tablonun incelenmesi yeterli olacaktır.

MHP’nin Ülkücü Sorumlulukları (Tablo-3)

1-Siyasi sorumluluklar

a)-Ülkücü Hareketin siyasi hedeflerini kollamak, enstitüler kurarak; değişen şartlara göre doktrin ve strateji belirlemek, bunları kamuoyuna duyurmak

b)- Akademisyenleri örgütleyip harekete geçirerek MHP’nin Ülkücü karakterine uygun platformlar oluşturmak, paneller, toplantılar ve şehitlerimizi anma etkinlikleri düzenlemek


2-Sosyal ve Kültürel Sorumluluklar :

c)- Ülkücü fikir adamlarını teşvik etmek, dergi, gazete ve kitap basımında yardımcı olmak, TV yayını yapmak, gençlerle aydınları buluşturmak

d)-Ülkü Ocaklarına, sıkı ekonomik bakım ve denetim getirmek. Buna karşılık proje hürriyeti, eylem ve faaliyet özerkliği vermek


3-Ekonomik Sorumluluklar :

e)-Ülkücü hareketin Gayri Safi Milli Hasılası sayılabilecek hazine yardımının hesabını Ülkücülere vermek, Belediye- Ülkücü işbirliği ile kaynak yaratmak

f)-Zor durumdaki Ülkücüler için hakemli bir ekonomik dayanışma fonu oluşturmak. Şehit ve mağdur yakını Ülkücüleri araştırıp bulmak ve eğer muhtaç ise bakımını üstlenmek


Not: Bu sorumlulukların “Ülkücü iradeyle” yerine getirilmesi mümkündür.


______________________________________________________

(*) Muhalefeti ve davaya düşünce katkısını herkesin kendi yaşı, başı, meşrebi ve birikimi kadar yapması gayet tabiidir. Ancak doğrucu davutluğu, “kral çıplak… kral çıplak!..” diye zıplayarak oynanan iki kelimelik bir çocuk oyunu haline getirmek de gerekmiyor. Bu oyunu çok fazla oynayan çocukların büyüyünce ele avuca sığmaz bir gazeteci olmaktan çok, elifi görse mertek zanneden ifrit bir röntgenci olma ihtimali de vardır. Asparagas habercilik, Ülkücülüğe yakışmaz. Bu nedenle bazı “ağabeylerin” Yeni 28 Şubatçı gazeteciler yetiştirmekten sakınması gerekiyor.

(**) Falih Rıfkı Atay, “Çankaya”sında Mondros Mütarekesi sonrasını anlatırken, “memleketin her tarafını düşman istila etmiş, limanlar, tersaneler, demiryolları düşmanın eline geçmiş, memlekette bir İttihatçı avı başlamıştı,” der. Bu şartlarda Mustafa Kemal, ittihatçı subaylarla birlikte yola çıkan bir ittihatçı olduğu halde, mücadeleyi kitleselleştirme hamlesini “din adamlarına ve yerel önderlere” dayandırmıştı. Sivas Kongresinde de “bu işlerin İttihatçılıkla bir ilgisi olmadığına dair” yemin etmek zorunda kalmıştı. Zor şartlarda siyaset, genellikle idare-i maslahattır ve bence şartlar zordur.

İşgali açıkça gören daha fotografik düşünceli bir toplumsal dönemde bile kitleyi kazanmak için dualı, kurbanlı yeni fotograf kareleri hazırlayan Atatürk’ten alınacak daha pek çok ders var. Başbuğ’un bu dersleri almış olduğunu ve din adamlarıyla olan temaslarını buna göre ayarladığını düşünebiliriz. 28 Şubatçı çakır keyiflerin pek aklı almasa da insanlar, Sümerler’den bu yana en çok din adamlarına güvenmiştir ve güvenmeye de devam edecektir. Nitekim şu “yazıyı” bile, Zigguratlardaki “din adamlarına” emanet edilen keçilerin huysuzluğuna borçluyuz. (Bkz. Yazının bulunması) 





Bu sitede yer alan bilgiler Haberiniz adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
FaceBook'tan Yorumla

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Copyright © 2012 Haberiniz Ulusal Haber, Köşe Yazısı, Analiz, Fotoğraf ve Video Portalı. Tüm hakları saklıdır.