12 Eylül'ü yargılayacağız diyerek ortaya çıkanlar bunu yasalaştıranlar bir konuyu gözlerden uzak tutulmaktadırlar. Malumunuz, ortalıkta bir altı ton altın meselesi var. Mesele altının sahibi olduğunu iddia eden iş adamının, babasının altınları ihtilal öncesi İsviçre’ye kaçırdığını ve bir banka'nın kasasında olduğunu söylemesiyle ortaya çıkan bu durum, son yıllarda ortaya çıkan birçok olayın müsebbibi'nin bulunmasını kolaylaştıracak niteliktedir. Çünkü yaratılan askeri vesayetin ortaya çıkardığı durumdan birileri ekonomik olarak, birileri’de fail olarak faydalanmışlardır.
Şöyle’ki; Sait Ali Bayrak, Elazığlı bir işadamı. Fakat ünü, İsviçre Credit Suisse bankasındaki, değeri 2 milyar doları aşan, baba mirası altı ton altınla sınırları aşmış durumda. Ancak duruma başbakan dâhil müdahil durumda olmasına karşın bir sonuç bulunamamış. Diğer taraftan iş adamının ifadesiyle;
''Elazığ’da madencilikle uğraşıyoruz. Elazığ bölgesinin en köklü ailelerinden biriyiz. Rahmetli babam Hasan Bayrak elektronikle uğraşan ticaret erbabıydı. Uluslararası bağlantıları güçlüydü, dostlukları vardı. 1999’da vefat edince, sorumluluklarını ben devraldım. 2005’te annem ağır rahatsızlandı. Kardeşimle birlikte onu hastaneye götürdük. Orada bana ilk kez bir aile sırrını açıkladı: “Evladım, bunu sağlığımda sana söylemek istedim. İsviçre’de bir kasa var. İçinde de varlıklarımız var” dedi.11 Ağustos 2005’te Zürih’e gittim ve ertesi sabah bankaya hesap numaramı verdim. Bunun üzerine beni bir odaya aldılar. İçeride bankanın üst düzey yetkilileri oturuyordu. Bu görüşme görüntülü kayda alındı. Ellerinde dosyalar vardı. Bir yetkili, “Bu varlıklarınızı ne yapmayı düşünüyorsunuz?” diye sordu. “Türkiye’ye götüreceğiz. Zaten bu varlıklar oradan geldi” dedim. ‘’
[1]
Türkiye'ye ait bu varlıklar, her nasıl olmuşsa bu işadamının babasının eline geçmiş ancak, bu gün varlık barışı adıyla çıkan bir yasa sebebiyle kaynağının ne olduğu söylenmek durumunda değil!
Aslında konu altınların sahibinin kimler olduğundan çok ülkeden götürülüş aşamasında ortamın hassasiyeti dahi etkili olamamıştır. Birileri bu ortam içinde bu aile’ye yardımcı olmuşlardır. Çünkü iş adamının ifadesinde;
''Babam altınları yıllarca yerin altında saklamış. 1980 Haziran’ında iki arkadaşıyla altınları bir kamyona yükleyip İstanbul’a götürmüşler. 12 Eylül’den üç ay önce darbe olacağından korkup ülke dışına çıkarmışlar. Babam ve bir arkadaşı sanırım gemiyle önce İtalya’ya, oradan karayoluyla Zürih’e geçiyor. ‘’
[2]
Bu iş adamının babası oldukça yetkili ve etkili bir kişiymiş anlaşılan. Çünkü 12 Eylül darbesinin olacağından o günün şartlarında siyasetin dahi haberi olmamıştır. Bunun en belirgin ispatı asker kökenli bir kişi ve darbe tecrübesine sahip Alparslan Türkeş'in dahi haberi olmamıştır. Yaşadıkları ortadır!
Bu bağlamda bazı sorular akla gelmektedir. Elazığlı iş adamının temsil ettiği durumdan hareketle;
ülkeden kaçırılan başka zenginliklerin varlığının tespiti ve 12 Eylül darbesinden kimlerin nasıl faydalandığının ortaya çıkartılması gerekmektedir.Çünkü eğer bu rantiyeci tayfa ortaya çıkartılırsa darbenin öncesinde terörü beseleyen oligarkların da kim olduğu ortaya çıkacaktır.
Ancak hükümet böyle yapmıyor.Onlar 12 Eylül darbesini yapan temsili şahsiyetleri yargılama yoluna giderek,meseleyi örtbas etmenin gayretinde görünmektedir.Eğer 12 Eylül yargılanacaksa,her boyutuyla yargılanmalı ve sonuç tüm çıplaklığıyla ortaya konulmalıdır.Çünkü yukarda verdiğimiz örnek hadise dahi olaya bakış açısının ne olması gerektiğini çok net ortaya koymaktadır.
Diğer taraftan iş adamının ifadesiyle ortaya çıkan bir başka gerçek ise;
‘’Meğer babam ölmeden önce anneme 40 yaşıma geldiğimde konuyu bana açmasını tembihlemiş. Bana Almanca bir belge verdi. Firmamızın Alman danışmanı, aile dostum Tilmann Geske’yi çağırdım. Kendisi daha sonra Malatya’da Zirve Yayınevi’nde öldürüldü. Başına o olay gelmeseydi, Elazığ’a yerleşecekti. 2005’in temmuz ayında İsviçre’nin Ankara Büyükelçiliği’ni aradık. Büyükelçilik bizi İstanbul konsolosuna yönlendirdi. İstanbul’a gittim, “şahsen Zürih’e gitmeniz lazım” dediler.’’[3]
Bu durumda Alman olan Tilman Zirve yayın evinde neden öldürülmüştür ve bu iş adamıyla olan bağı sebebiyle Türkiye’de bulunduğu ortaya çıkmış oluyor. Bu kişi Zirve yayın evi olarak anılan dava’da öldürülen kişilerden birisi olunca, Zirve yayın evinde meydana gelen olayın arka planında altı tonluk bir rant paylaşımının mı yattığı sorusu ortaya çıkmaktadır.
Yine ortaya çıkan bu durumu örtbas etmek isteyen birileri Türkiye’nin siyasi/politik durumundan faydalanarak meseleyi yine kendi menfaatleri ekseninde siyasi etnik-politik bir meseleye mi çevirmişlerdir…
12 Eylül’den hesap soracağız diyerek ortaya çıkanlar mağdur olanların üzerinde siyasi getirim adına ıslak nutuklar atmışlardır. Ancak siyasi nutuklarında hiç değinmedikleri konun esası ekonomik rantiye şebekesinin varlığıdır…
[1] http://www.hurriyet.com.tr/pazar/19629653.asp
[2] http://www.hurriyet.com.tr/pazar/19629653.asp
[3] http://www.hurriyet.com.tr/pazar/19629653.asp