Bir süredir yazmak istediğim ancak bir türlü zaman bulup yazamadığım bu yazım bazı
millî olduklarını ifade eden ancak batı kavramlarıyla ifade etmeye çalıştıkları meramlarının asıl anlamlarıyla ilgilidir.
Hıristiyan doktrinleri ile özünde saldırgan ve güç kullanmaya yatkın
‘’şövalyelik’’ arasında büyük bir çelişki vardır.
XI. yüzyıla gelindiğinde, Kilisenin toplum düzenini korumak ve Kiliseye karşı olabilecek saldırıları engelleyebilmek için ‘’şövalyelere’’ ihtiyacı vardı. Ancak aynı şövalyeler toplum içinde huzursuzluk kaynağıydılar, katil, genç kızları kaçıran, bazen Kilise mallarını soymaktan bile kaçınmayan, para ve hırs peşinde koşan bir grup görünümündeydiler. Kilise toplum içinde barışı sağlamak amacıyla konsil ve bölgesel toplantılarda toplumun belli kesimlerini (yoksullar),belirli mülkleri (kilise arazileri), belirli yapıları (Kiliseler, mezarlıklar) şövalyelerin saldırılarından korumaya çalışmış,
Truga Dei ile saldırganlığı belirli günlerde (Pazar günleri) ve belirli tatillerde (Noel, Paskalya, oruç) yasaklamaya çalıştı. Ancak bu çaba aynı zamanda açıkça söylenmemekle beraber, şövalyenin diğer günlerde saldırganlığını sürdürebileceği anlamına geliyordu.
Şövalyeliği zaman içinde Hıristiyan düzenin bir parçası yapan Kilise, bu gücü kendi amaçları için kullanmanın yollarını aradı. Haçlı seferleri, bu gücü kendi amaçları için kullanmanın yollarını aradı. Haçlı seferleri, bu gücün kullanılması için iyi bir fırsattı. Ancak bu seferlere katılanların vatanlarına geri dönmeleri nedeniyle çözüm kısa süreli olmaktaydı. Kilise için bu güce devamlı olarak sahip olmanın yolu şövalyelere kilise hiyerarşisi içinde bir yer oluşturmaktan geçmekteydi.
Bu sorunun çözümü ise askeri tarikatlar yoluyla bulunmuştu.
Aragon Kralı Alfanso’un uyguladığı Belchite Kardeşlik Örgütü gibi denemeler, askerler ve keşişleri aynı çatı altında toplamanın geçici bir çözüm olduğunu göstermişti. Katılanların aynı anda hem keşiş hem şövalye olabileceği bir tarikatın kurulması Kilise’ye, hiçbir kralın emrinde olmayan, doğrudan kendisine bağlı savaşçı bir sınıfa sahip olma şansı verecekti. Kurulan ilk askeri tarikat
Tampliye Şövalyeleri Tarikatıdır. Bu tarikat yine Kutsal Topraklarda kurulan
Hospitalye ve Töton Şövalyeleri Tarikatları ile birlikte yaygın ve en etkili üç tarikattır. Tarikatların başarısı sonucunda gerek Kutsal Topraklarda, gerekse devamlı savaşların yaşandığı İspanya ve Kuzeydoğu Avrupa’da çok sayıda askeri tarikat kurulmasına sebep olmuştur.
Görüldüğü üzere ‘’Şövalyelik ‘’ kavramı batı’nın yaşamsal ihtiyaçlarının sonucu doğmuş bir kavramdır ve Türk yaşam ihtiyaçlarını karşılamayan bir kavramdır. Ancak bazıları tarafından ululanan bir kavram olarak kullanılmaktan imtina edilmez! Oysa Türk yaşam ve ihtiyacını karşılayan yerli kavramımız ‘’Yiğit’’dir. Kullanılmasını tavsiye ederiz…
Bir diğer husus ise ‘’Gerilla’’ kavramıdır. Bilindiği gibi gerilla, çağımızda kullanılan bir deyimdir. Bir savaş tekniğini, daha çok Türkçede çete ile karşılaştırılan… Ama o aynı zamanda eşkıyalığı içerdiği için, özgürlük ve bağımsızlık için, bilinçlenmiş küçük gurupların yerel olanaklardan yararlanarak büyük kitleleri yıldırmak, yitirmek amacıyla uygulanan savaş biçimini tanımlamış bir sözcüktür. Ancak ülkemizde uzun yıllardır devam eden bir illegal mücadelenin yürütücüleri bu kavramı yapılan mücadelenin neferleri için kullanmayı yeğlemektedirler.Bu elbette kullananların bu kavramla neyin hedeflendiğini bilmediklerini veya bildikleri için,illegal mücadeleyi aklama gayreti için söylediklerini doğrular…
Ülkemizde devam eden mücadelenin temelinde çeşitli ulusların mücadelesini örnek alarak devam edenler, kullandıkları yöntem, biçim, taktikler konusunda benzeşmelerini ‘’gerilla’’ kavramıyla karşılamaya çalışmaktadırlar. Bireylerden topluma, gerilla savaşının gereklerine uyulduğu düzeyde bu kavramın kullanılması meşruiyet bulmuş sayılabilir. Ancak ülkemizde devam eden illegal mücadelenin temel amacı zaten var olan bir birliği (millet/Ulus) bölmeye yönelik faaliyet olarak anılmaktadır. Bu sebeple, bölme uğurunda mücadele edenlerin gerilla olarak anılmaları yerine eşkıya, terörist olarak ifade edilmeleri doğru olacaktır.
Sonuç olarak; ülkemizde meydana gelen olayların topluma aktarımı, açıklanması sırasında kullanılan dilin içinde, kavramlar toplumun bilinçaltında meşruiyet kazanarak anlamanın aracı oldukları unutulmamalıdır.