Az güneşli bir sabah uyandığında gözleri kan çanağı gibiydi. Şaşkındı, beklenmedik bir haber almış veya sabahın çok erken saatlerin de kapısı çalınmış fazla sevmediği birini karşısında görmüş kişilerin buruk şaşkınlığı içindeydi..
Derin derin düşünüyordu.Gelen haber hiç de hoş değildi. Akşam yatarken hiçbir kaygısı olamadan yatmıştı ama sabah öyle uyanmamıştı.
Gözlerini ovaladı.Ne yapması gerektiğini düşündü…Karar vermesi gerekiyordu. Önemliydi bu konu.İhmale gelmezdi.
Osmanlı Tarihinin son zamanlarını hatırladı.Tıpkı onun gibi,ne kadarda benzeşiyordu.
Önce her zaman yaptığı gibi uzun süreli düşünmesi ve mutlaka bir karar vermesi gerektiği durumlarda yaptığını yaptı.
Evinin en son noktasındaki çalışma odasına yöneldi.
Muhterem eşi,beyinin bunaldığı ve çok önemli bir karar verme noktasında olduğu zaman böyle hissiz davrandığını iyi bilirdi.Kendisini fark etmezdi bile.Ona yapılacak en güzel yardım bir sürahi su ve bir fincan Türk kahvesi. Kahvesi koyu ve orta şekerli olmalıydı. Hipertansiyon hastası olmasına rağmen çok önemli durumlarda kahvesini böyle alırdı.
Öylede yaptı kahvesini ve suyunu hazırladıktan sonra,çalışma odasındaki kütüphanesinden bir şeyler araştıran 33 yıllık ağrıyıp incinmediği eşini odada kağıdı,kalemi ve masa üzerindeki her gün çoğalan notlarına ve kitaplarına terk etti.
Devlet umuru görmüş olduğu her halinden belli olan zat bir süre daha kitaplarını karıştırdı.Yan etajer üzerindeki dosyalara yöneldi.Dosyaların üzerinde Ekonomi, Sosyoloji, K.Irak, Kıbrıs,Hatalarımız gibi başlıklar mevcuttu.Kıbrıs dosyasının kapağını kaldırdı.Ta 30-40 yıl önceki Tercüman, Orta Doğu ve Hergün gazetelerinin kupürlerine rastladı.
Sonunda Osmanlı Tarihi başlıklı bir dosyada karar kıldı.
Dosyanın kapağında toz varmış gibi üfledi.Sonra kendi kendine utandı.33 yıllık sevgili eşine haksızlık yapmıştı.Çünkü eşi okuma meraklısı olmamasına rağmen eşinin kütüphanesi ne özel önem verirdi.
Eşinin kitaplarını çok sevdiğini bildiğinden böyle davranırdı.
Eşi de ona hayat damarım derdi.Hayat damarım ! çok anlamlı..
Osmanlı tarihi başlıklı dosyayı eline aldı.İçini karıştırmaya başladı.Ama bu sayfalarla oynama her zamanki gibi değildi.Sanki şu anda akılına gelmeyen ama çok önemli bir ayrıntı vardı.Çünkü Türkiye’nin 2011 yılında yapılan seçiminin analizi için düşünüyordu.
Türkiye’nin içinde bulunduğu durumun önemini düşünüyordu.Buna rağmen ortaya çıkan sonuç ilgi çekiciydi.
Hiç bir millette böyle aydın yozlaşması olamazdı.
Hiçbir millette tarihine ve bugününe küfür eden entelektüel olamazdı.
Hiçbir millette topraklarını ve stratejik kuruluşları birkaç yıllık gelirine satılan bir ülke olamazdı.
Hiçbir zaman kendi milletine ihanet içinde olan televizyon kanalları gazeteler, dergiler, yazarlar, çizerler,enteller,siyasetçi takımı bu kadar bol bulunamazdı.
Kendini bu kadar küçük gören,aşağılık duygusuna kapılmış bir nesil olamazdı.
Dünya hayatını sadece laylaylom gören bir nesil zor bulunurdu.
Hiçbir millette dini duyguları ön plana çıkararak milli duygulara savaş açan onları kabul etmeyen inançlı kesim adı verilen sözde imanlılar olamazdı.
Hiçbir millette vatan müdafaası yapan ordusuna karşı bir gizli düşmanlık olamazdı.
Hiçbir millette,kendisinin varlık kaynağı ve devamlılık garantisi olan ordusunu şer güçlerle beraber yıpratmak için çalışan ruhsuz,gurursuz,soysuz olamazdı.
Bu Türk milletinde hele hiç olmaması gerekirdi.
Ama durum bu merkezde işin aslı ne acaba?.
Bunun milletle,milletin özellikleri ile ilgisi yoktu.Türk milleti öyle bir cenderenin içine alınmıştı ki uzun süredir,kendinden olan insanlar idare etmiyordu.
Uzun süredir milletin kendisi,senden olanlar tarafından idare ediliyorsun diye uyutuluyordu.
Uzun süredir yüreği benim gibi çarpmayanlar,gözleri benim gözüm gibi görmeyenler, göğüsleri benim göğsüm gibi şereflice öne çıkmayanlar benim üzerimde söz sahibi idi..
Allah bu milletin yardımcısı olsun.
Gelen haber acıydı.Artık soytarılar gemi azıya almıştı.Özerklik istiyordu. bağımsızlık talepleri vardı. Toprak üzerinde talepleri vardı.
Şimdi biri daha çıkmış Atatürk'e Atatürk'ün gençliğe hitabesine kem söz söylüyor.
Kesik kesik,cılız cılız tepkiler verildi.
Bunun üzerine durulmazdı.durulamazdı.durulmamalı idi de.
Bir yerlere tarihten gelen bir şeylerin denme zamanı geldi.
Diyelim ve uzun süredir sessiz kaldık.Bizim ne olduğumuzu hatırlatalım.
Rahmetli babam Rahmetli Osman Bölükbaşı’na ait olduğunu söylediği bir hikaye anlatırdı.
Hikaye Şu… “Büyük baş hayvanlardan meydana gelen topluluğa sığır sürüsü denir.böyle bir sığır sürüsünde zaman zaman bilerek boğalar sürü içine bırakılır.Sığırların neslinin devamı için birleşmelerine yardımcı olunur.Yine böyle bir durumda Boğa ineklerle haşir neşir olarak gelirken ilerde otlanmakta olan öküz (boğanın enenmişine,yani erkekliği bitirilmişine denir.) boğanın yaklaştığını görür.Bir yanlışlık olmasın sakata gelmeyelim diye oda yanındaki ineğe ilanı aşk eder.İnek yahu bu zamana kadar yanımızda idin.ihtiyacımız olduğu zamanlarda hiç kılın kıpırdamadı.şimdi neden yapıyorsun diye sorar.
Verdiği cevap enteresan dır.Sus.belli etme,karşıdan boğa geliyor kendimin sakata gelmesini önlemek için yapıyorum der…”
Acaba Boğanın birey olarak üzerimize geldiğini gördükten sonramı harekete geçelim diye düşündü.. Acı Acı. Sigarayı bıraktığı için yuvarlayıp sigara şekline getirdiği kağıttan derin bir nefes aldı…. Ve…..