İçinden geçtiğimiz dönem saray kedileri gibi loşluğa alışık olmayı gerektiriyor. Alışık olmayanlar dolambaçlı yollara sahip devletin kurumlarının loş koridorlarında kendisini kaybedebilir. Bu koridorlar içinde yaşananları göremezler. Ülkemizde meydana gelen loşluğun sebep ve sonuçlarını tahminin yolu da bu gerçekten geçiyor. Ülkemizde son yıllarda yalan hikâyelere inandıracak kadar yoğunlaşan bu loşluk sorgulamaya muhtaç bir durumu ortaya çıkartmıştır!
10.ve 11.yüzyıl başlarında Japon saray yaşamının sürdüğü yıllarda leydi Murasaki Shikibu adlı gözlem gücü yüksek bir hanım yaşamış. Bir rivayete göre
Genji Masalı’nın yaratılmasını sağlamış.
Genji’nin karmaşık gerçeği ortaya çıkartıldıktan sonra popülerliğini hiç kayıp etmemiş. Hatta bu öykü aynı zamanda tarihçilerin de işine yaramış. Çünkü uzun zaman önce yok olmuş bir dünyanın adetlerini ve değerlerini hatırlatmış onlara. Bu öykü zamanla birçok ünlü edebiyatçı için dahi ilham kaynağı olurken yavaş yavaş modern yaşamın içinde yaşayanları etkiledi. Tanımladığı kültürün de bir parçası haline geldiği gibi aslında yaşananların çok öncelerde yaşananlardan farkı olmadığını ortaya çıkartmış…
Murasaki ekonomik sıkıntısı olmayan, zengin ama sosyal yaşamdan yoksun bir kadındır. Kendisini hikâye, şiir ve anı defteri yazarak eğlendirme yolunu eğlence olarak seçmiş… Aslında kendisini dünya’ya tepeden bakan birisi olarak görüyordu. Aslında bu değerlendirme kısmen doğruydu. Diğer kısmı onun saray mensuplarına ilgisi yanlış anlaşıldı, bazıları onun çevresine tepeden baktığını ve insanları hakir gördüğünü sandılar.
Genji’nin bir
anahtar roman olduğu çok sonra okuyanlar tarafından anlaşıldı.
Murasaki, gözlemlerini bulunduğu avantajlı, kendisine üstünlük sağlayan noktadan yapıyordu aslında. Kadın 1002 yılında korkunç bir salgın hastalık sonucu dul kaldı.1005 yılında imparatorun yakını olan Shoshi’nin sarayına girdi. Günlüğüne bakılırsa, orada Japonya’nın en güçlü adamı ve Soshi’nin babası Fujiwara no Michiniga’nın sevgisini kazandı;’’Michinaga gelir ve bir kuina kuşu gibi penceresine tıklardı,’’ diye yazdı. Kadın olduğu için siyasete giremiyordu ama balkonundan her şeyi görebiliyordu Murasaki.
Murasaki’nin sefahat düşkünü bir sarhoş olarak nefret ettiği aşığı, iki imparatorun kayınbiraderi, bir başkasının amcası ve kayınpederi, birinin amcası ve ikisinin de büyük babası oldu. İmparator kadınlarına kukla oynatan ve sarayda büyük söz sahibi olan bu adam çok güçlüydü ve her istediğini yapabiliyordu. İmparatorlar gerçekten güç kazanmak için, geleneklere göre yirmili yaşlarında veya otuzlu yaşlarının başında kendilerini erken emekli ederlerdi. Fujiwara sarayının hizmetkârları bürokratik işlerde çalışırken sözde devlet memurları da daha çok dinsel işlerle uğraşırlardı. Kızının imparatorun hoşuna gitmesi sonucu güçlenen Fujiwara, rakibi olan kişi bir kadın yüzünden eski imparatorla tartışınca yerini sağlamlaştırdı. Üç imparator kendi aralarında çıkan çatışmalar sonucu ölünce, Fujiwara sekiz yaşında tahta çıkan torunu Goichijo (1008–1036) sayesinde yönetimi eline aldı. Acılı bir kaynağa göre güçlenen ve zenginleşen Fujiwara, giderken devlete hiç bir şey bırakmadı. Daha sonra tahta çıkan ve büyük saraylarda yaşayan imparatorlar güç durumdaydı. Ekonomik nedenlerle hakları ellerinden alınan prensler Gen-ji olarak bilinen Minamoto klanına verildiler ve bu da Murassaki’nin hikâyesinde ki kahramanın başına gelenlerdir.
Prens Genji seçkin bir kişilktir. Kadınları baştan çıkarma konusunda da çok ustadır; böylece hakkı olan tahta oturamaz ama döneminde yaşayan imparatorlara babalık yapar. Kitabın arka planında onun siyasi serveti yatar. Ancak bu roman siyasi değildir. Genji’nin aşkları, dostluklarını ve ailesinin daha sonraki kuşaklarını anlatan bir hikâyedir. İroniler Genji’nin adaletsizliği tersine çevirmesinde değil, kendi varisinin bir boynuz taktırma olayının ürünü olmasında yatar.
[1]
Bir süredir ülkemizde olmadığı kadar farklı etnik unsurun yaşadığı gerçeği bizlere farklı şekillerde etkileyici sunumlar eşliğinde anlatılmaktadır. Anlatılanlara bakılırsa ülkemizde Türk oranı yüzde 3’lere tekabül etmektedir. Ayrıca bu veriler bilimsel gerçeklere bağlanmaktadır. Bu gerçeklerden yola çıkanlar da her türlü unsurun özgürce yaşamasının gerekliliğini, bu ülkede yıllarca bu unsurlara karşı baskı yapıldığını ifade etmektedirler. Savlarını gerçekçi kılmak için destekçilerini yüzde üç olarak ifade ettikleri Türk kimliğinden türettikleri yandaşlarıyla desteklemektedirler.
[2]Bu elbette kendi içinde çelişkiye mazhar bir durumdur ancak hâkim unsur (Türkler)tarafından algılanması güç bir olguyu da beraberinde taşımaktadır. Oysa gerçek onların anlattığının tersi oranındadır. Bu oransal fark hissettirilmeden yönetimin elde tutulmasının aracı
etnik-politik siyasetin aracı haline getirilen bilimin tam kendisidir.
Mesele aslında çok açık bir şekilde azınlığın çoğunluğa tahakkümü için tarihsel bir arka plana da sahip işlevsel bir yöntemin başarılı bir şekilde yürüdüğünün açık bir delili niteliğinde olduğu gerçeğidir…
Fujiwara’nın cinsel yaşamı ve saray entrikaları kurbanlarına sempatisi yüzünden onu hor gören Murasaki’yi, politika kurbanı olan seçkinlerin sözcüsü olmaktan başka biri olarak görmemeyi anlamamızda yatmaktadır. İngiltere de dahi bu hikâyeyi okuyup haksızlığa uğrayanlar ya da yenilginin bir fazilet kabul edildiği
‘’Dunberk ruhu’nu anımsatan bir değerler sistemi tarafından teselli edilmeyi kabullendiler. Murasaki Japonya’sında
‘’başarısızlığın adaleti’’ hayranlık uyandırdı ve hatta bazen de tanrılaştırıldı…
[1] Orhan Pamuk’un yazdığı Onun adı Kırmızı adlı roman mutlaka Genji misali okunmalıdır. O bir anahtar-romandır.
[2] Örnek olarak Orhan Pamuk ve yaptığı asılsız açıklamalar örnek gösterilebilir…