23 Mayıs 2012, Çarşamba
Anasayfa | Künye | İletişim | Haberiniz Olsun Ana Sayfan Yap Açılış Sayfası Yap | Haberiniz Olsun sık kullanılanlara ekle Sık Kullanılanlara Ekle | Haberiniz Olsun RSSRSS
Loading

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

AYDEMİR SEZGİNER
Bindik Bir Alamete Gidiyoruz Kıyamete…
21 Şubat 2012                329 kez okundu.             Yazar E-posta:aydede58@mynet.com
Rabbü’l-Âlemin(Âlemlerin Rabbi) Biz insanları yaratırken, yaratılmışların hiç birisine vermediği akıl ve hafıza ile donatmıştır, pek çok ayetin sonunda da (akıl etmez misiniz? Düşünmez misiniz?) uyarısında bulunmuştur. Tek ve mutlak yaratıcı ALLAH ‘ın biz insanlara verdiği en büyük lütuf akıl ve hafızadır. Bu müstesna özelliğini kullanamayanları mutlaka şeytan ya da başkaları kullanır. Bu kural milletler için de kesinlikle böyledir. Akıl edemeyip, düşünemeyişimiz sebebiyle başımıza gelen felaketleri kadere bağlamak, insanları tedbirsizliğe sürüklemiştir. Geçmişimiz de bunun bedeli kan, gözyaşı ve tahammül edilemez acılarla, ıstıraplarla ödenmiştir.

Geçmişini unutan ve geçmişinden ders alamayanların, elbette gelecekleri olmayacaktır. Geçmişimize dönüp bir bölüm açalım ibretle izleyelim:

Sene 07 Mayıs 1830’da Osmanlı Devleti ile Amerika arasında dostluk ve ticaret antlaşması yapılıyor. Osmanlı temsilcisi olarak Reisül-Küttap Ahmet Efendi'nin imzası bulunan antlaşmanın, çarpıcı iki maddesi aynen şöyle.

MADDE 1: Amerika, bu antlaşmayla en fazla müsaadeye mazhar ülke kapsamına alınmıştır.

MADDE 4: Hiçbir Amerikan vatandaşı,  hiçbir durum,  hiçbir şekilde, Türk mahkemelerinin önüne çıkarılamaz.

Şimdi de dikkatle izleyip bu antlaşmanın sonuçlarını görelim: Bu antlaşmadan sonra sayıları altı bini aşan Osmanlı vatandaşı Ermeni, Amerika'ya göç ettiriliyor ve Amerikan vatandaşlığına geçiriliyor. Bu antlaşmadan önceki geçmişimizde, Osmanlı'nın Ermenileri önemli devlet görevlerine getirdiği, nazırlık, paşalık ve büyük elçilik verdiği, hatta Tabaka-i Sadıka olarak  (Osmanlının en sadık vatandaşı) olarak nitelediği bilinmektedir. Özetle devleti kuran Türklerden daha değerli sayılıyorlar. 

Amerika’ya göç eden bu Ermeniler, Amerikalılar tarafından uzun süre Amerika’da eğitiliyor, Amerikan vatandaşlığına geçiriliyor, çeşitli görevlerle ve tüccar görünümünde Türkiye’ye geri gönderiliyor lar. Yine Amerika’nın maddi ve manevi desteği ile Türkiye’de örgütler kuruluyordı. AKP İktidarı döneminde değiştirilen (Dernekler kanunu, Yerel Yönetimler Kanunu Toprak Kanunu, Vakıflar Kanunu, Dinler Arası Diyalog, Açılımlar sayesinde ülkemizde kurulan yeni örgütler gibi) o yıllarda kurulan bu örgütler, müstakil Ermenistan hayali ile ülkemiz aleyhine propagandalar yapıyordu. Bu günlerde PKK için yapılanlar gibi.

Amerikan vatandaşlığını seçtikten sonra ülkemize dönen bu Ermeniler, imparatorluğunun dirlik ve düzenini bozuyor,  bozguncu eylemler yapıyorlardı. Amerikan vatandaşı olan bu Ermenilere karşı Osmanlı yargısı herhangi bir işlem yapamıyor, yapmaya kalktığında Amerikalı, yapılan antlaşmadan destek alarak karşı çıkıyor ve Ermenileri koruma altına alıyordu. Asırlarca Osmanlı vatandaşlarıyla birlikte huzur ve rahat içinde yaşayan Ermeniler, bugünkü stratejik ortağımız, akıl hocamız Amerikalıların desteğiyle devletimizin başına bela oluyorlar. Bugünlerde başımıza belâ olan teröristler gibi. PKK ve Hizbullah gibi, sözde Ermeni soykırımı gibi.

07 Temmuz 1830 Antlaşması, bizi daha sonra 1839’da İngiltere ve Amerika’nın dayatması ile Tanzimat Fermanı’na götürüyor. Dinler arası diyalog, özgürlük ve demokrasi çığlıkları atılıyor, papazlar ve hocalar caddelerde kol kola gezdiriliyor. Bugünkü açılımların değişik versiyonu. Ne kadar benzeşiyor hayret etmemek mümkün değil…

Yıl 1914, Amerikan basın yayın organları Osmanlı aleyhine neşriyatlarını giderek artırıyorlar. Zamanın Osmanlı Büyükelçisi Rüstem Bey, Amerikan hariciyesine bir mektup yazarak durumdan şikâyet ediyor.  Mektubun içeriği şöyle :  "Ülkemiz yıllarca Amerika basınının sistematik olarak hücumlarına hedef olmuştur. Milletimin diline, milliyetine, dinine, örf ve adetlerine ve geçmişine küfredilmiştir” diyor.

O günlerde Amerika’nın yayın organlardan birkaç örnek verelim: Newyork Tribün Gazetesi:  "Boğazların korsanı eli kanlı Türkler, uygarlık için bir asalaktır" cümlesini manşetten veriyor.

Milwakeepaper adındaki bir araştırma raporunda:  "Bütün uygar dünyanın eğilimi, Türklerin İstanbul’u ellerinde tutmasına karşıdır. Türkler, uygarlık yolunda ne bir istek ne de bir yetenek gösterememiştir. Artık Türklerle ilgili kararın geciktirilmemesi gerekir." denilmektedir. Bu geçmişte olanlar Osmanlı’yı, bugün de başımıza bela olan Ermeni tehcirini yapmak zorunda bırakıyor. Osmanlı’nın kendisini savunmak için başlattığı yer değiştirmenin ( Tehcir’in) adı sözde soykırım oluyor. Bütün bu olup bitenler, Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’nda mağlubiyetiyle, sıra Osmanlının cenaze namazının kılınmasına geliyor. Ülkemiz düşmanlarımızın işgaline uğruyor. ASKERİ TERHİS EDİLİYOR SİLAHLARI TOPLATILIYOR, İNGİLİZ DONANMASI OSMANLI SARAYININ ÖNÜNE KONUŞLANIYOR. Nihayet bugünkü iktidarımızın unutturmaya çalıştığı milli mücadelemiz başlatılıyor. Sonunda düşman askerleri arkalarına bakmadan gitmek zorunda kalıyorlar ve zamanımızda kazanımları ortadan kaldırılmaya çalışılan Türkiye Cumhuriyeti, Devleti kuruluyor.

Bugün de terörist Kürtlerin eline silah veren lojistik destek sağlayan, binlerce şehidimizin kanına giren de, kan gölü içerisindeki Filistin’in,  Afganistan’ın, Irak’ın, şimdilerde Arap baharının mimarı da stratejik dostumuz olan aynı Amerikalılardır, aynı düşmandır. II. Abdülhamit döneminde Ermenilerin yanı sıra Yahudilerle de ilgili olarak,  Amerikalılarla pek çok problem yaşanmıştır. Padişah açıktan açığa bağımsız bir Yahudi devletini kurmak isteyen Amerikan ve İngiliz güdümündeki Yahudilerin Filistin‘e yerleşmesini engellemek için ne mümkünse yapıyor. Amerikalılar ise Yahudilerin Filistin’e yerleşmeleri için baskıya devam ediyor. Osmanlı’yı her fırsatta taciz ediyordu. Nihayet 1908 de II. Meşrutiyet’in ilanı sonrasında Abdülhamit’in düşürülmesi Amerika’da büyük bir sevinçle karşılanmış, şölenler düzenlenmiştir.

Bugünkü milli sınırlarımızı belirleyen Lozan Antlaşması’na,  katılmayan antlaşmanın yapılmaması için yoğun çaba harcayan Amerika, hâlâ antlaşmayı içine sindirememiştir.  Yani sınırlarımızın meşruluğunu tanımamıştır.  Son Türkiye Cumhuriyeti'ni tasfiyede kararlı olan Amerika ve Avrupa Birliği, Sevr'in özlemi içindedir. Şu anda Ermeni, Yahudi, Kürt kartlarını birlikte kullanmaktadır.

Orta doğu projesi, bu hayallerinin ürünüdür diye düşünüyorum. Bizimle ilgili geçmişi ve bugünü ayan beyan ortada olan bir Amerika ile nasıl oluyor da stratejik ortak oluyoruz? Amerika'nın Orta doğu projesine destek veriyoruz, bu projenin en yüksek düzeyde eş başkanı oluyoruz? Aklım almıyor. Yorumu değerli okuyucularıma bırakıyorum. Bundan sonraki yazımda Cumhuriyet dönemimizde Amerikalılarla olan ilişkilerimizi, 1939-1947 yapılan anlaşmaları ve sonuçlarını göreceğiz.

Vatanımız,  milletimiz, aklımız ALLAH’A emanet. “Bindik Bir Alamete gidiyoruz Kıyamete…”
   


Bu sitede yer alan bilgiler Haberiniz adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
FaceBook'tan Yorumla

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Copyright © 2012 Haberiniz Ulusal Haber, Köşe Yazısı, Analiz, Fotoğraf ve Video Portalı. Tüm hakları saklıdır.