20 Aralık 2014, Cumartesi
Anasayfa | Künye | İletişim | Haberiniz Olsun Ana Sayfan Yap Açılış Sayfası Yap | Haberiniz Olsun sık kullanılanlara ekle Sık Kullanılanlara Ekle | Haberiniz Olsun RSSRSS
Loading
KÜRŞAT TECEL
Ülkücüler “Ülkücüler’i İzlemeli-Pozitif Ülkücülük!
25 Mart 2012                1511 kez okundu.             Yazar E-posta:kursattecel@hotmail.com
Facebook Paylas
Girdiğin aynada, geçmiş gibi dîğer küreye,
Sorma bir sâniye, şüpheyle, sakın: "Yol nereye?"

Sormadılar da…

Ölümden öteye köy mü var dediler, Üç köy vardı aslında; birinde ihanet kurşunu ile ölümsüzleşenler otururdu. Birinde Kenan Paşanın zoraki iskânına ve zulmüne maruz kalanlar, diğerinde göçe zorlananlar…

Kalanlar genç Bozkurtlarla beraber Bizim Ocak’ta demlenmeye başladılar. İhtilal sonrası, kendinden öncekilerin mücadelelerinin başa ne işler açtığını bilerek Ülkücü olan, seksen sonrası Ülkücüleri bir taraftan içerdeki ağabeylerine yardım ederken, diğer yandan Ocak işlerine koşturuyordu. Yeni Ülkücü olanlar için o günler, şimdikilerle kıyaslanmayacak derecede çok tenkit aldıkları zamandı. Analarının; oğlumu vuracaklar, kavgalara karışacak ya da Kenan Evren’in hışmına uğrayacak diye kaygılandığı, camiden telkin alan büyüklerin; “kurda mı tapacaksın?” dediği; komşunun, “serseri mi olmuş sizin oğlan?" diye sorduğu zamanlardı.  Belki de Ülkücü olmak en fazla o günlerde zordu.

Muhakkak ki; Ülkücü olmak şu aralar da bir hayli zorlaştı. Bir taraftan, az biraz öne çıkanlar anında teknik takibe takılırken, bir yandan da camianın bünyesinden yükselen temkinli olma geleneğinin sansürüne uğramaktadır. Bu temkinlilik hali ve diğer bütün sorunlar karşısında güçlü olabilmenin reçetesini büyüğümüz Dr. Hayati Bice yazdı. Reçeteye göre davanın selameti açısından her Ülkücü uygun dozda pozitif olmalıydı. Ve her Ülkücü diğer bir Ülkücünün başarısına katkıda bulunmalı, ayrıca da iftihar etmeliydi. Bu nedenle tek tek isimlerini sayamayacağım arkadaşlarımızdan özellikle son dönemde birçok internet sitesinde yazan, araştıran birçoğu yakın arkadaşım olan üretim kademesinde çalışan cümle emekçi Ülkücülere şükranlarımı sunuyorum.
Bu Ülkücü işçi sınıfını teşkil edenler arasından özellikle “Bu gün benim doğum günüm” diye şarkılar söyleyecek kadar pozitif enerji taşıyan, enerjisi ile etrafını aydınlatan Şükrü Alnıaçık Hocama iyi ki doğdun ve iyi ki varsın diyorum. Sonra yaşına, sağlığına dikkat etmeden internet gibi çetrefilli bir âlemde genel yayın yönetmenliğine soyunan Sayın B.Kemal Gürsoy’a,  hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan Sayın Feridun Yıldız’a, yazan çizen her genç Ülkücünün en büyük destekçisi olan Saygıdeğer büyüklerimiz Mustafa Aslan ve Gültekin Öztürk’e, “Ülkücüler” Töre’siz olamaz diyerek hamur teknesinin başına geçen Ömer Faruk Ağabey’e, Nurcan Yazıcı Ablamıza, bizim patikada Musa ile yürüyormuş gibi başı dik ve dumanlı yürüyen Sayın Yahya Hoçur’a, Samsundan yeniden karaya çıkma muştusunu kulaklarımıza fısıldayan Ocaklı Batuhan Örs Başkan’a ve cümle “Ülkücülere” minnet duygularımı iletmek isterim.

Lafın Özü Şimdi “Ülkücüler” zamanıdır…

 Pozitif Ülkücülük adına; 6 Nisan’da gösterime sunulacak olan Bilal Kalyoncu ve Arif İlke imzasını taşıyan belgesel üç köyün sakinlerini yani “Ülkücüleri” konu alıyor. Ülkücüler Belgeseli’nin en önemli özelliği; uğruna her türlü cefayı çektikleri, hatta çekmeye devam ettikleri milletin ve devletin Ülkücülere olan vefasızlığını az da olsa gündeme getiriyor olmasıdır.

Kızıl emperyalizmin, emperyalizm karşıtı bütün söylemleri kuşanarak ülkeyi kasıp kavurmasına karşı, ateizmin; dini kullanarak, yüzyıllardır nüfus ve menfaat elde edenlerden bıkmış Anadolu insanını komünizmin pençesine terk etme hamlelerine karşı, canını set çekmiş bir neslin serencamını yeniden dikkatlere sunacak olan film belki bütün ihtiyacı karşılayamayabilir, ama önemli bir ihtiyacı karşılayacağına hiç şüphe yoktur.

 Ülkücüler belgeseli ile Kalyoncu ve İlke o acı dolu dönemleri yeniden yazmak istediler. Tarihin; maziden atiye uzanan bir köprü olduğunu düşünecek olursak; “tarihi yapanlar kadar yazanlarda önemlidir” sözü daima geçerlidir. Nitekim Yüce lider Atatürk’te; “ Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir, yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır. Tarih yazılırken, belgelendirilirken gerçeklere mutlaka sadık kalınmalıdır. Aksi takdirde tarih yazmanın bir anlamı kalmaz ve okuyanı doğrulara yönlendirme, geçmişten ders alarak o hatalara düşmeme ya da o başarıların sırrını anlama amacına hizmet edemez” sözünü söylerken tarih yazanlar için hata yapma lüksünün olmadığını vurgulamıştır.

Tarih yazmak aslında tarih yapmanın son aşamasıdır.  Fırından yeni çıkmış bir ekmeğin insanlara ter temiz ulaştırılması ne kadar önemliyse, tarihin aşamalarından her hangi birisini de insanlığa ter temiz ulaştırmak o kadar önemlidir. Aksi olursa hazmetmesi zorlaşır, bünyeyi bozar, fikrin ölmesine; ölü yahut sakat doğmasına neden olur.

Ülkücüleri yazmak demek bu manada tarih yapanlara harç taşımak demektir. Ülkücüleri belgesel yapmak demek dönemin Ülkücüleri kadar cesur olmak demektir.

 Kurşunlar altında okuluna gitmeye, okuyup ülkesini ve milletini felaha kavuşturmaya yeminli Bedr’in Aslanları’nın yokluklara ve çaresizliklere nasıl katlandıklarının daha iyi anlaşılabilmesi için, Ülkücülere farz-ı kifaye olan bir görevi ifa ettikleri için Kalyoncu ve İlke’ye minnetlerimi ve teşekkürlerimi bildiriyorum.
Daha iyisi yapılana kadar en iyisi olduğuna emin olduğum bu emsalsiz gayretin hareket içi iktidar mücadelesine kurban edilmemesini temenni ediyorum. Az üreten, zor beğenen bir camia olmamızdan dolayı sürekli yeni gayretleri törpüleyen bir bakış açısı taşıyoruz. Birçok Ülkü Devi’nde! şahsi beklentiler adeta bir hezeyana dönüşmüş, davanın kutsal hedeflerine ulaşması gayretleri yerini şahsi hırs ve ihtiraslara bırakmıştır. Özellikle hangi merhalelerden geçerek günümüz Türkiye’sine ve günümüz siyasi atmosferine ulaşabildiğimizin analizini doğru yapamaz isek pozitif neticeler almamız söz konusu olmayacaktır.

“Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapayalnız,
Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervasız,
Yürü!Hür maviliğin son hadde kadar!..
İnsan âlemde hayal ettiği sürece yaşar…”
 
Kendisi için hayal kurmayı bile şirk olarak gören, ibadetine en ufak bir riya karıştırmayı münafıklık bilen, sevdiğine sevdiğini söylemeyi edepsizlik sayan, mahcupların oluşturduğu topluluğa Ülkücüler denir…
Sevgili için sunulan hediyenin pahasının lafı sözü olmaz, en sevgiliye en değerlinin yani “can” ın sunulmasının adı Kurbandır. Devrin Ülkücüleri de İ vatana millete İsmail meselinde kurbandır…
On bin yıldır Vatan İbrahim, Ülkücüler her dem İsmail’dir…



Bu sitede yer alan bilgiler Haberiniz adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
FaceBook'tan Yorumla

Yorum Yazın

Yorum yazabilmeniz için Üye Girişi yapmanız gerekmektedir.
Yorumlar 1 yorum
25.03.2012 01:21:07

"Kendisi için hayal kurmayı bile şirk olarak gören, ibadetine en ufak bir riya karıştırmayı münafıklık bilen, sevdiğine sevdiğini söylemeyi edepsizlik sayan, mahcupların oluşturduğu topluluğa Ülkücüler denir…" TEŞEKKÜRLER
Copyright © 2014 Haberiniz Ulusal Haber, Köşe Yazısı, Analiz, Fotoğraf ve Video Portalı. Tüm hakları saklıdır.