23 Mayıs 2012, Çarşamba
Anasayfa | Künye | İletişim | Haberiniz Olsun Ana Sayfan Yap Açılış Sayfası Yap | Haberiniz Olsun sık kullanılanlara ekle Sık Kullanılanlara Ekle | Haberiniz Olsun RSSRSS
Loading

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Röportaj
RTÜK Üyesi Esat Çıplak: "Medya terörü azdırıyor"
26 Eylül 2011                         747 kez okundu.
“ RTÜK Üyesi Esat Çıplak, medya sıradan insanların özel hayatı fütursuzca didik didik ediliyor. Bu yayınlar, toplumun ruh sağlığı aleyhine, terör örgütü lehine denge bozucu işlev görüyor" dedi. Gazetemiz Ortadoğu'nun sorularını cevaplayan Çıplak, Medya'nın aymaz tutumunun terörü tetiklediğini savundu. „

Emre MÜFTÜOĞLU

RTÜK Üyesi Esat Çıplak, medyanın terör üzerindeki eklisini gazetemiz Ortadoğu'ya anlattı.

Medyanın yayın yaparken dikkatli olması gerektiğini belirten Çıplak, 'Şehitlerin, rating malzemesi yapılamayacağını söyledi.

Şehit olanların hep yoksul çocukların olması toplumda derin bir infial yarattığını ve asıl tehlike bu olduğunu ifade eden RTÜK Üyesi Esat Çıplak, "Devlet bunun farkında olmalı, onun için 'Devlet ağlasın' dedik" diye konuştu.

Soru: Siz Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'nda Üye olarak görev yapıyorsunuz. Son zamanlar da basında Medyanın terör konusunda tutumu hakkında eleştirel görüşleriniz yayınlandı. Medya ne tür bir yayın yapmalı? Medyanın hangi tutumunu beğenmiyorsunuz?

Esat ÇIPLAK: Evvela terörün amacı nedir? Ona bakmak lazım. Bir terörist örgüt insanların hayatına neden kast eder, masum insanların ocaklarını söndürür? Terörün amacına ulaşması için güç elde etmesi lazım. O halde güç nedir? Onun tanımını yapmalıyız. Güç karşı taraftakinin gözündedir; muhatabınızın kim olduğuna göre gücünüzün sınırları genişler veya daralır. Kuralları hegonomik güç koyar. Terör örgütleri veya grupları işte bu kuralları işlemez hale getirmek kendi amaçları ve isteklerini güç yoluyla elde etme teşebbüsünde bulunurlar. Dehşet ortamı yaratmak gündelik hayatın ritmini bozmak, işinde gücünde olan sade insanı hayattan koparmak bunların ana hedefleridir. Yani onlara atfedilen bir güç algısına ihtiyaçları vardır. Bu güç algısını kim yayacak, kim toplumun zihnine yerleştirecek?

Soru: Medyaya ihtiyaç duyuyorlar mı?

Esat ÇIPLAK: Tabi ki, düşünün bir yerde bomba patlıyor, kopan uzuvlar havada uçuşuyor, ortalık kan revan içinde, yaralı insanlar haykırıyor, sen elinde kamera, o hengâmenin tam ortasında, mikrofona bağırıyorsun. Bizatihi, kendi yüzün dehşet içinde. "Evet sayın seyirciler, burada şu anda… Ölü ve yaralı sayısı bilinmiyor" Aksiyon sahnesi mi çekiyorsun kardeşim? Film seti mi orası? O an evinde yemeğe oturan hane halkının çorbasına kan damlıyor, farkında değil misin? Bundan güzel propaganda olabilir mi? Bilinsin ki, o eylemi yapan hainler, bu muhabirin ve o yayıncı kuruluşun haberlerini seyrettiklerinde keyiflerinden dört köşe oluyorlar ve ortaklarından da gurur duyuyorlardır. Bütün bu benzeri sahnelerin televizyonlarda verilmesi, insanlarda terör örgütüne yönelik güç algısı yaratıyor. Bu durumda hayatın içinde olan sokakta ki insanda, güç algısı yaratıyor ve zihninde şu soru beliriyor bu insanın, "bunlar ne istiyor?" Bunlar ne istiyor sorusu sorulunca, 'verelim de kurtulalım' düşüncesi zihinlere yerleşmeye başlar.

Soru: Sizin geçenlerde basında bir sözünüz dikkat çekti "Şehit evlerinde Devlet ağlasın!" bu cümleden kastınız nedir?

Esat ÇIPLAK: Şimdi, aslan gibi evladı kahpece pusuya düşürülmüş, yok yoksul, üstü başı perişan, anne baba. Hanenin durumu içler acısı, evin yegâne ümidi toprağa düşmüş. Acıya maruz kalmış kişilik çırılçıplak soyunur, kendini öylece koyu verir, savunmasızdır. Sen oradan canlı yayın yapıyorsun. Toplumun bütün savunma duvarların çökertiyorsun. Ne uğruna! Rating uğruna! Medyanın dikkatli olması lazım! 'Şehitler, rating malzemesi yapılamaz! Onlar tüketim nesnesi değildir" Şehit olanların hep yoksul çocukları olması toplumda derin bir infial yaratıyor, asıl tehlike bu! Devlet bunun farkında olmalı, onun için devlet ağlasın dedik. Bu topraklarda ezelden beri böyle olmuştur. Hani bir türkü vardır. "Zenginimiz bedel verir, askerimiz fakirdendir" Bu çarpıklık yeni değil ki.

Hal böyle iken, medya şehit evlerinden tafsilatlı yayın yapıyor, acının içine giriyor, acı çeken savunmasızdır, o an o aile bütün savunmasızlığıyla ortada cinayet işleniyor, aile aslında iki kere ölüyor! Sıradan insanların özel hayatı fütursuzca didik didik ediliyor. Bu yayınlar, toplumun ruh sağlığı aleyhine, terör örgütü lehine denge bozucu işlev görüyor. Siyasal bilimlerin en temel argümanlarından biri de, kuvvet kullanma tekeli devlete aittir. Devlet bu ayırıcı vasfını titizlikle sahiplenmelidir. Bunu korumayan devlete oturup ağlamak düşer. Çünkü sizin devlet olma vasfınız aşınmaktadır. Hayatını korumakla mükellef olduğunuz vatandaşlar yok edilmeye maruz kalmaktadır. Korkarım bu gidişle halk kendini çaresiz hissetmeye başlayacaktır. Çünkü, terör örgütü, canına malına kast ediyor, medyanın tutturduğu yol aleyhine işliyor. Bu vahşet örgütünün medyada ki legal uzantıları aleyhine. Bir kıstırılmışlık duygusu var halkımızda.

Soru: Legal uzantılar demekle neyi ve kimleri kastediyorsunuz? Bunlar medyada nasıl ve hangi yolla yer alıyorlar biraz açar mısınız?

Esat ÇIPLAK: Şimdi, yayıncıların doldurmak zorunda olduğu bir periyot var. Hayat sürüyor ve yayın kesintisiz devam etmeli. Ne yaparsınız? İşin içinde gündemi takip etmek gibi, yayıncının zorunluluğu var. Konu ağır ve derinse, biraz görsellik lazım izleyici dikkatini tutmak için. Alırsınız eli yüzü düzgün biraz okumuş kızımızı, kendisine bir program tahsis edersiniz. O da ne yapsın, işin ucunun nereye varacağını bilmeden ayrıca bunu mesele yapmadan, karşıt fikirleri savunma adına bir oradan bir buradan konuk çağırır, böylece program amacına ulaşır, yayın kurtulur. Ama bu tartışma programları sayesinde zihinsel olarak terör örgütüyle maksat ortaklığı olan bir sürü -sözde aydın kimliği ile- terör örgütü yandaşı medyada boy gösterir. Bu tiplerin ortak bir dili vardır. Devlet ülkenin bir bölgesinde ayrımcılık yaparak, sistemli olarak halka zulmetmektedir. Devlet katildir! Devlet asimilasyon yapar, faili meçhuller yapar, onun için çaresiz halk teröre başvurur. Devlet faili meçhul cinayet işler. Bunların en temel kelimesi 'barıştır' barıştan kast ettikleri aslında terör örgütünün isteklerinin yerine getirilmesidir. Bu tip aydınlar terör örgütü taleplerinin meşruiyet kazanması yönünde işlev görürler hem de ülkenin televizyon ekranlarını kullanarak. Bu tiplere göre her faaliyette devlet suçludur. Her hangi bir katil teröristin ölümünde imza kampanyaları, yürüyüşler anma günleri düzenlerler. Ama daha dün, bir otomobile 6 kişi tıkış tıkış doluşmuş masum kadınları katleden vahşet örgütünü kınamayı akıllarından geçirmezler. PKK, vahşeti karşısında sus pus olurlar. Vicdan yok bunlarda, haysiyet hiç yok. Onlara göre herkes faşisttir! Lakin asıl kendileri faşizmin, PKK faşizminin zilleti altındadırlar. Benim medyam ne yapıyor? Ekranlara farklı görüş çıkardığını, özgür bir platformda farklı fikirleri savundurduğunu zannediyor! Bilsin ki halkı kendisine sövdürüyor. Bu halk biliyor, bu meselede kim yanında kim değil, elbet zaman gelir! Sorumlular hesabını verir. Sabırla bekliyor halk.

Soru: Burada insanın aklına şu soru geliyor? Kimse kimseyi zorla ekrana çıkarmaz, çıkaramaz, medya bir ihtiyaca binaen mi, yani olumlu yönde bir hizmetim olabilir mi diye. Olamaz mı?

Esat ÇIPLAK: Bu ayrılıkçı terör hadisesi, çok komplike bir faaliyet! İşin içinde aklınıza hangi, ne kadar devlet geliyorsa hepsi var. İşte benim medyam bunu kavrayamıyor. Dar bir açıdan düşünüyor medya, medyanın sahipleri iş adamları, adamın gayesi para kazanmak. Kimi istihdam ettiğinin önüne ardına bakmıyor! Size bununla ilgili bir örnek, anlatayım bir zaman önce Banu AVAR Hanım yanılmıyorsam TRT'de ucu İsveç'e dokunan bir program yaptı. Hemen her zaviyeden kadına ateş püskürdüler. Bu salvolarda başı çeken kişi, Türkiye'nin önde gelen gazetelerinden birinde ombusmanlık yapıyor. Bir bakıldı ki, adam İsveç'le bağlantılı, yüksek tahsilini o ülkede yapmış, o ülkede uzun yıllar yaşamış falan. Ama, kendi ülkesiyle İsveç karşı karşıya geldiği zaman, adam için İsveç'in çıkarlarını savunuyor. Bunu da gözümüzün önünde aleni yapıyorlar. Bu bakımından medyada istihdam edilenler, kim nereye bağlı patronun meselesi olmuyor, çünkü medya patronları, başka işlerle meşgul, ihalelerle meşgul. Bu ülkede para daima devletin kontrolündedir. Adam aman yanlış yapmayayım, bazı yerlerin öfkesini çekmeyeyim kaygısı içinde, dikkatini oraya yöneltmiş.

Soru: Medya sahipleri demişken, son yıllarda bu hükümetle birlikte bir "Yandaş Medya" kavramı ortaya çıktı. Bunlara göre, iktidarın her yaptığı doğru! Hükümet, hiç hata yapmıyormuş gibi yayın yapıyorlar, doğru mu bu, ne dersiniz?

Esat ÇIPLAK: Doğru olması eşyanın tabiatına aykırı. Bakın bütün demokrasilerde basının dördüncü kuvvet olduğu bilinir ve kabul edilir. Hal böyle olunca basının asli görevi, serbestlik içinde hür iradesiyle gerçekleri dile getirmektir. Ne adına yapacaktır basın bunu? Kamuoyu adına. Niçin yapacaktır? Hükmedenleri yapacakları yanlıştan alıkoymak için. Böylelikle kendiliğinden bir denetim mekanizması ortaya çıkacak, halk neyin niçin yapıldığını anlayabilecektir. Hükmedenler, bizatihi basını da kurgulayıp, ona hükmediyorlarsa, bu gerçeğin ortaya çıkma ameliyesi nasıl vuku bulacaktır?

Siz aslında nezaketinizden olsa gerek, adlandırılmış genel kabulle sorunuzu sordunuz. Ben 'tetikçilik zor zanaattır' diyorum. Sahibinizin ağzına bakacaksınız. Her an onun ne dediğini, onunla ters düşmemek adına vücut dilini dahi takip edeceksiniz. Onun bütün icraatlarını-yanlışta olsa -onaylayacaksınız. Düşünün bir iktidarın hırsızlıklarını, yolsuzluklarını, yanlış politikalarını olumlamak zorunda olduğunuz gibi, iktidar sahiplerinin söylediği her zırvada bir hikmet aramak zorunda olarak günleriniz, 'mızrağı çuvala nasıl sığdırırım' telaşıyla geçecek. İşte tetikçilik böyle bir şey! Ahlak adına bu da onların seçtiği yol ne diyeyim. Ama aması var. Memlekete büyük zararları var bu tür zevatın. Hükümetin iflas etmiş 'açılım politikalarını' nasıl canhıraş savunduklarını unutmadık. Yanlış yapıyorsunuz, diye bilirlerdi. Demediler, diyemezlerdi. Sonuçta alındıkları yere bırakılmakta var, sokağa! Aynı yanlışı yapmaya devam ediyorlar. Son günlerde medyaya düşen Hükümetin terör örgütü PPK'yı muhatap alarak MİT vasıtasıyla görüşmelerinin ses kayıtları basına yansıdı biliyorsunuz. Bunlar ne yaptı! Yapılanlar külliyen yanlış demek yerine hala hükümetin yaptıklarını savunur pozisyon aldılar, tetikçiliğin şanından olsa gerek.

Soru: Son olarak, medyanın terör konusunda herkesin tasvip edeceği şekilde yayın yapması için bir kriter öneriyor musunuz?

Esat ÇIPLAK: Yeni bir şey icat etmeye gerek yok. Yeryüzünde teröre maruz kalan sadece bizim ülkemiz değil, diğer demokrasiyle yönetilen gelişmiş Batılı ülkelerin yayın organları bu gibi hadiseler karşısında ne gibi tavır takınıyorlar ona bakmak lazım. Örneğin BBC, CNN kendi ülkelerinde meydana gelen terör olaylarını nasıl yansıtıyorlar? Amerika'da 11 Eylül hadisesi oldu biliyorsunuz. Bir uçak Pentagon'un üzerinden uçtu, bir başka uçaklar 'ikiz kule'leri, Dünya Ticaret Örgütü'nün bulunduğu binaları yerle bir etti. Binlerce insan öldü! Siz hiç ortalıkta ceset gördünüz mü? Hadise yerinden hiç canlı yayın yapıldı mı, halkın ruhi muvazenesi nasıl da gözetildi. Harika bir psikolojik restorasyon çalışmasıydı yapılan. İşte bizim medyamız bunları örnek alması lazım. Olayın diğer gözden kaçan daha önemli yönü ise, Pentagon'un üzerinden uçan uçak olayıydı. Düşünün bir kere maazallah terör amacıyla kontrol dışı bir uçağın TBMM üzerinden uçtuğunu, ertesi gün hemen bütün kanallarda ilgili ilgisiz uzmanlar görüş açıklar, Türk Devleti'nin acizliğinden, terörün isterse hemen herkesi, bütün kurumları yok edebileceğinden dem vurularak, kamuoyu nezdinde bir korku, çaresizlik, yılgınlık fırtınası estirilirdi. Teröre verilecek en güzel cevap onun sonuçları karşısında hayatın yönünü değiştirmemektir. Yani hayatı kaldığı yerden devam ettirmektir. Yoksa günlerce ekranlarda olagelmiş bir terör hadisesini gündemde tutmak, halkın ve ülkenin yararına değildir. Bizatihi teröristin istediği sonuçtur bu. Terör propaganda yapabildiği sürece azar, yerleşik hale gelir, bu geldiği noktadan da insanlara hayatı çekilmez hale getirir. İsteklerini kabul ettirme noktasında merhale kat etmiş olur. Terörün yeşerdiği ortam kaos ortamıdır. Teröristin amacı bu kaos ortamını yaratmaktır. Medya bilinçli bir şekilde yapacağı yayınlara bu kaos ortamının oluşmasını engellemek durumundadır.

Bu noktada şu hususu da hatırdan çıkarmamak gerekir: Medya şiddet ilişkisi seyircilerin duygusal tepkilerini işlevsiz bir hale getirebilmektedir. Stjepan G. Mestroviç "Duyguötesi Toplum" adlı kitabında bu ilişkiyi tafsilatlı bir şekilde anlatır. Mestroviç'e göre, Bosna Savaşını televizyondan neredeyse eşzamanlı bir şekilde takip eden insanlar muhakkak nefret, iğrenme vb. türünden tepkiler göstermiştir. Ancak bu tepki "ekran başı tepkisi"dir. Ekran başında tepki gösteren insanlar, karar vericileri caydırmaya yönelik fiili müdahalelerde bulunmaya yanaşmamaktadır. Bunun sebebi her şeyden önce duyguların "fiili yük"den arınmış olmasında aranmalıdır. Netice itibari ile şunu söylemek istiyorum: Medyamız terör görüntülerini şuursuzca yayınlamakla halkımızın duygularını hem istismar etmekte hem de iğdiş etmektedir. Bu olumsuz durumunu stabilize olması açık ki milletin ve memleketin sosyal sermayesini tüketmek anlamına gelecektir. Kimin işine yarayacağı ise malum!

Ortadoğu


Bu sitede yer alan bilgiler Haberiniz adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

geri
geri

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Copyright © 2012 Haberiniz Ulusal Haber, Köşe Yazısı, Analiz, Fotoğraf ve Video Portalı. Tüm hakları saklıdır.