Söyleşen: Ebubekir İznaev
İnsanı, insana, insanla anlatma sanatı tiyatro. Bu sanat dalında henüz yolun başında genç bir yetenek Pervane Guseynova… “Herkesin rol yaparak yaşadığı bu dünyada gerçek olabilmek; İşte tiyatro!”. Tiyatroyu böyle tanımlıyor…
Pervane Guseynova kimdir?
Pervane Guseynova, bir tiyatro aşığı. Rusya doğumluyum. Annem Ahıska Türk’ü, babam ise Azerbaycan Türk’ü. Ben doğduktan sonra bir yıl kadar Rusya’da yaşamışız. Azerbaycan’a taşınıp beş yıl orada yaşadıktan sonra, Rusya’ya geri döndük.18 yaşıma kadar Rusya’da yaşadım, okulu orda bitirdim. Okulu bitirdikten sonra Ahıska Türkleri Derneği’ne başvuru yaptım, kabul ettiler ve ardından Türkiye’ye geldim. Şu an Ankara Üniversitesi Tömer Dil Kurumları’nda Türkiye Türkçesi eğitimi görüyorum. Türkçe eğitimini tamamladıktan sonra üniversite sınavına gireceğim ve inşallah üniversite eğitimimi de Türkiye’de tamamlayacağım.
Niçin Türkiye?
Çocukluğumdan beri kendimi orada yabancı hissediyordum, zaten orada yabancıydım da… İlk kez altı yıl önce gelmiştim Türkiye’ye. Televizyonlarda seyrettiğim, kitaplardan okuduğum Türkiye’yi ilk kez o zaman tanımıştım ve kendi kendime demiştim ki “Ben burada yaşamalıyım.” Bunun dışında Türkiye’ye gelme kararımda dayımın etkili olduğunu da itiraf etmeliyim. Dayım da Türkiye’de okumuştu. Onun ağzından Türkiye’yi, Türk insanlarını, Türk kültürünü dinleyince daha da arttı Türkiye’ye olan hayranlığım.
Peki, devam ediyor mu bu hayranlığınız?
Kesinlikle. Türkiye’de her an, yeniden yaşanılıyor. Şaşırtıcı bir hareketlilik var. İlişkiler çok içten ve yabancı diye bir kavram yok sanki. Türkiye’ye başvurum kabul edildikten sonra ilk kez dayımla geldim. Birlikte Nişantaşı’na alışveriş yapmaya gittik. Bir mağazadan içeriye girdik ve sonra beğendiğim kıyafetleri başladım denemeye. Denediğim kıyafetlerle ilgili dayımla konuşurken -o zamanlar Türkçem bu kadar iyi değildi- mağaza sahibi hemen lafa karıştı ve bize hangi dilde konuştuğumuzu sordu. Rusça, dediğimiz anda çok sevinerek, bana Rusça birkaç kelime öğretin size indirim yapayım dedi. Biz de hemen kabul ettik. Merhaba, hoş geldiniz, çok yakıştı, indirim yaparım gibi birkaç cümle öğrettim. Aldığım kıyafetlerden Rusça öğrettiğim cümleler karşılığında para almak istemedi. Bunu kabul edemeyeceğimizi söylesek de ısrar etti ve aldıklarımızın bir kısmını bize hediye etti. Teşekkür edip, elimdeki kıyafetler ile ayrıldık oradan. Benim için ilginç bir anıydı ve bunu ancak Türkiye’de yaşayabilirim diye düşünüyorum. Hâlâ gülümseyerek hatırlıyorum ve burada yaşadığım için çok mutluyum.
Neden tiyatro?
Evet, tiyatrosuz olamam herhalde… Tiyatro bir şeyler olabilme oyunu… Bir şeyler olurken zamanı yakalama oyunu… Ve zamanı anlık yaşama oyunu. O oyun içerisinde ne varsa o anda oluyor tiyatroda. Öncesi ya da sonrası yok. Her şey oyun anında olup bitiyor. Birileri oluyorsun belki mutlu, belki mutsuz… Belki bir melek, belki bir şeytan ama bu birileri olma oyununda her şey o anda. Geri dönüş yok, hatayı düzeltme yok… Seyircinin tepkisi de anında. Her şey ama her şey o anda. Özünüzle baş başasınız. Bu beni heyecanlandırıyor. İşte bu yüzden yani “o an” olması benim için neden tiyatro sorusunun en büyük cevabı.
“Sürgün” adlı oyunda rol aldınız.
Evet.
Oyun, konusu itibariyle Ahıska Türklerinin vatanlarından sürülüşünü anlatıyordu. Bana teklif edilen rol de o dönemde, o acıları yaşayan bir kadını canlandırmamdı. Bu rolü oynamak gerçekten zordu ancak Ahıska Türklerinin hikâyesini biliyordum ve bu hikâyeyi bilen biri olarak, yaşanılan acıları, insanlara en iyi ben aktarabilirim diye düşündüm. Ahıska Türklerinin sürülüş öykülerini sürekli anneannemden dinledim. Ona da annesi anlatmış. Sürgün olduğu dönemde henüz küçük bir çocukmuş. Anneannemin anlattıklarını dinlerken hep etkilenirdim. Bu rol bana teklif edildiğinde hiç düşünmeden gururla kabul ettim. Ahıska Türklerinin hikâyesi ne yazık ki bilinmiyor, Türkiye’de. O dönemde bu acıları yaşayan insanların yaşadıklarıyla sınırlı kalmış her şey. Türkiye Türkleri bunu bilmeli, soydaşlarının çektiği acılardan haberdar olmalı diye düşünüyorum ve bu amaca hizmet eden bir etkinlikte görev aldığım için çok mutluyum.
İzleyicilerden büyük beğeni topladınız.
Evet, takdir edilmek hoş bir duygu bırakıyor insanda. Sürgün’de, kendi geçmişimi taşıdığım sahnede, her anı yaşayarak oynadım. Hayat oyununun içinde başka bir oyun oynamaktı tiyatro ve herkesin rol yaparak yaşadığı bu dünyada gerçek olabilmekti. Ve ben kendi gerçeğimizi, milletimizin hissettiğini yalın bir biçimde aktardığım için beğenildi, sanıyorum.
Bir üslup oluşturduğunuzu fark ediyoruz, sizi izlerken.
En çok sahnede kendim olabiliyorum. Yapmacık hiçbir şey kalmıyor, ben oluyorum; ne heyecan, ne sıkıntı. Belki de bu yüzden seyirci oyunculuğumu beğeniyor. Sahneye çıktığım anda ne koca salondaki kalabalığı görüyorum, ne de sesleri işitiyorum. Dış dünya ile bağım kalmıyor. Olmak istediğim karaktere bürünüyorum, onun hisleriyle bütünleşiyorum ve oyuna başlıyorum, ötesi Allah vergisi.
Oyunculuğunuzu tiyatro dışına taşımayı düşündünüz mü?
Evet, tiyatro benim için vazgeçilmez bir tutku ama sinemayla daha geniş kitlelerle paylaşabiliyorsunuz sanatınızı. İkisi birbirini tamamlıyor. Şu aralar aldığım bir teklif beni gerçekten heyecanlandırdı. Genç sinemacıları desteklemek amacıyla kurulmuş olan
Sinemasalı içinde bir projede yer alacağım. Ahıska Türklerinin sürgününü konu eden bir kısa filmde başrol oynayacağım. Senaryoyu okuyunca çok beğendim ve kesinlikle bu işin içinde olmalıyım, dedim.
Anlıyoruz ki Türkiye ve tiyatro sizin için vazgeçilmez. Teşekkür ederiz, bu içten söyleşi ve Pervane Guseynova’yı bizimle tanıştırdığınız için.
Ben size teşekkür ederim. Evet, tiyatro ve Türkiye olmazsa olmaz. Türkiye’yi çok seviyorum ve buradan başka bir yerde yaşamak istemiyorum. Oyunculuk ise hayatım. Beni özüme dolayısıyla Türkiye’ye bağlayan en sıkı bağım. Asla kopmak istemediğim…