23 Mayıs 2012, Çarşamba
Anasayfa | Künye | İletişim | Haberiniz Olsun Ana Sayfan Yap Açılış Sayfası Yap | Haberiniz Olsun sık kullanılanlara ekle Sık Kullanılanlara Ekle | Haberiniz Olsun RSSRSS
Loading

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Röportaj
"Türkmenistan Aslı Yadına Düştü"
02 Şubat 2012                         708 kez okundu.
“ Aşgabat’ta, TRT’nin Türkmenistan Temsilcisi olarak üç yıl görev yapan Nurettin Şafak’la bağımsızlığın yirminci yılını yaşayan Türk Cumhuriyetlerini, konuştuk. Nurettin Şafak, Türkiye’nin Türkistan coğrafyasına bakışı, devletler arasındaki ilişkilerin seyri, yapılanlar ve yapılması gerekenlere ilişkin önerilere kadar pek çok konuda görüşlerini haberiniz.com okurlarıyla paylaştı. „
Söyleşen: Damla YILMAZ
Görüntüleyen: Çılga GÜREL

Türkmenistan’da Türk’e dair ne gördünüz?

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, Sovyetler Birliği dağılmadan önce Türkmenistan ve Türkistan’daki öteki Türk devletleri, benim için “Kaf Dağı’nın ardındaki” ulaşılması mümkün olmayan efsanevi masal ülkeleriydi. Sovyetler dağıldıktan sonra Türkistan’daki ülkeleri görmeyi çok istiyordum. Cenabı Allah’ın takdiriyle Türkmenistan’a görevli olarak gitmemiz nasip oldu.

Sorunuza gelince; bizde unutulan, hafızamızdan silinmeye yüz tutmuş, yaşamayan, yaşatılmayan, bizim neslimizin görüp de uygulamadığı, bizden sonra gelen nesillerin ise haberdar olmadığı bir takım değerleri, kültürleri, gelenekleri, töreleri, oyunları, eğlenceleri Türkmenistan’da canlı ve yaşar gördüm.

Bunları müşahhaslaştırırsak, örneğin, benim babamın döneminde köylerde aşık oynanırdı, ceviz oynanırdı. Biz çocukken akşamları yüzük oynardık. Bunları yeni nesil bilmez; aşığın ne olduğunu, neden yapıldığını bilmez. Ama Türkmenistan’da gençler ve çocuklar hala aşık oynar, yüzük saklama oynar.

Bizde metropol kentlerde tamamen yok olan, kırsal alanda ise yok olmaya yüz tutan misafir ağırlama kültürü Türkmenistan’da adeta canı gönülden kabul görür. Mihman Atadan Uludur sözü ve elinde avucunda ne varsa misafire ikram etmesi, töreye bağlılığın en güzel ifadesi olsa gerek.

Türkmenistan bizim kadim tarihimizin dibacesi. Bizim okullarımızda okutuluyor mu bilmiyorum ama Türkmenistan’da Oğuz Han Oğuz Ata olarak, Dede Korkut Korkut Ata olarak yaşıyor, yaşatılıyor. Küçükken yaramazlık yaptığımızda ya da uyku saatinde yatmadığımızda “Korkut-Horkut” geliyor diye korkuturlardı; Türkmenistan’da Korkut Ata’nın yani Dede Korkut’un yaşatıldığını gördüm. Selçuk Bey’e, Tuğrul ve Çağrı Beyler’e, Köroğlu’na, Karacaoğlan’a bizden daha çok sahip çıktıklarını gördüm. Türkiye’deki yer isimlerinin pek çoğunun oradan geldiğine şahit oldum.

Sovyetler’in uyguladığı politikalar etkili olmamış mı?

Olmaması mümkün değil. Tabi ki etkili olmuş. Tarih emperyal devletlerin işgaline uğrayan milletlerin yok olup gittiklerine şahitlik eder. Olaya bu noktadan bakıldığında Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun dağılmasından sonra hanlıklar ve beylikler dönemi başlamış. Osmanlı İmparatorluğu ile de sağlam bir bağ kurulamamış. 1853 Kırım Savaşı’nda mağlup olan Rusya, Batıya ve sıcak denizlere inme emeline set çekilince, başta Almanya olmak üzere batılı ülkelerin sinsice yürüttüğü politikalar sonucu Türkistan’ı işgale yöneldi ve 1860’lı yıllardan itibaren kademe kademe Türkistan’ı işgal etti. Zaten hanlıklara ve cüzlere ayrılmış olan Türkistan uzun süre Rusya’nın sömürgesi olarak yaşadı. Ancak Türklük ve İslamlık şuuruna sıkı sıkıya bağlı olan Türkistan Türklüğü, kendi benliğini korumayı bildi.

2002 yılının ortalarında bir görev dolayısıyla uçakla Özbekistan’ın başkenti Taşkent’e gittim. Dönüşte karayolunu tercih ettim ve bir taksi ile döndüm. Dönüş yolumun üstündeki Semerkant ve Buhara’yı gezme imkânım oldu. Semerkant’a sabah ezanı okunurken girdim. Tarifi mümkün değil; Semerkant sokakları akın akın camiye giden insanlarla doluydu. Yaklaşık 150 yıl fiilen emperyalizmin namlusunun ucunda yaşamaya mahkûm bu millet, dinini de milliyetini de unutmamış.

Diğer Türk Cumhuriyetleri gibi Türkmenistan’ın yaklaşık 150 yıl Emperyalist Rus işgalinde kaldığını söylediniz. Neler yaşanmış o dönemde, sonuçları ne olmuş?

Rus işgali ve 1917 Bolşevik İhtilali, Türkmenleri daha çok tarihinden ve kültüründen koparmaya çalıştığı gibi, maddi kaynaklarını da Moskova’ya taşımış. Bolşevik devriminde “millet yok, sadece sosyalizm var, halklar var” denmesine rağmen tek halkın hükümranlığı söz konusu olmuş o da Rus halkı. Başka bir tabirle Rus şovenizmi hakim kılınmış.

1925’den itibaren Türkistan parçalanarak sonu …istanla biten beş ayrı sözde cumhuriyet kurulmuş. Bu cumhuriyetler arasındaki küçük kültürel farklılıklardan bir millet oluşturulmaya çalışılmış. Özellikle şive farklılıkları, lehçe farklılıkları ön plana çıkarılmış. Zaten 1920’lerde başlayan ve özellikle Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan’ın bir bölümünde şiddetli direnişlere sahne olan ve dünya tarihine Rusların ağzı ile Basmacılar olarak geçen, bizim mücahit dediğimiz başkaldırının bastırılmasında da bu küçük farklılıklar kullanılmıştır.

Türkistan ayaklanmaları bastırılıp, devletçikler oluşturulduktan sonra, Rus alfabesi kabul ediliyor ve eğitim ve öğretim Rusça yapılıyor. Türkistan tarihi yok kabul ediliyor. Dolayısıyla nesiller arası bağ kopmaya başlıyor. Bağımsızlıktan önceki son nesil her ne kadar edep, ahlâk ve ananesini devam ettirmeye çalışsa da tarihinden tamamen koparılıyor. Böylece yeni nesiller kendi tarihinden haberdar olamıyor.

Yeni dönemde bu durum değişti mi?

Bağımsızlıktan itibaren rahmetli Sapar Murat Türkmenbaşı, ekonomik hamle ile birlikte kültürel bir seferberlik başlattı. Türkmen’e “kim” olduğunu öğretti. Türkiye ile Türkmenistan arasındaki kardeşlik bağı Türkmenbaşı tarafından gerçekleştirildi. Türkmenlerin genç nesillerinin Türkiye Türklüğü ile olan kan ve kültürel bağdan (az sayıda aydın dışında) haberi ve bilgisi yoktu. Bilgi sahibi olanlarda da duygu zayıflığı ve sindirilmişliğin verdiği ürkeklik vardı. Adını her zaman rahmetle ve minnetle andığım Sapar Murat Türkmenbaşı bir yandan toplantılar, konferanslar, sempozyumlar düzenlettirip dünya Türkleri ile sıkı ilişki kurarken, öte yandan okullarda kendi kaleme aldığı “Ruhname” başta olmak üzere tarih kitapları ile Türkmen’in soy kütüğünü ortaya çıkardı.
Rahmetli’nin söylediği gibi “Türkmen’in aslı yadına düştü.” Yeni kurulan kültür merkezlerinin, alışveriş merkezlerinin, müzelerin önüne Türk’ün kadim tarihini canlandıran Türk Büyüklerinin, Türk âlimlerinin anıt ve heykellerini yaptırdı, yerleşim yerlerine Türk büyüklerinin, ediplerinin, şairlerinin ismini koydu. Komünizm çağrışımı yapan tüm yer adlarını değiştirdi. Kısaca Türkmen’in öz kimliğini yeniden düzenleyip tescil ettirdi.

Bu sürecin önemli bir bölümünde siz orada bulunuyordunuz.

Evet, ilk şaşkınlıkların atlatılmaya çalışıldığı bir dönemdi, benim görev yıllarım. TRT, merhum Özal’ın yönlendirmelerine koşut olarak diğer kurumlar gibi Türkmenistan’a bir temsilcilik açmıştı. Temsilci olarak göreve başladığımız ilk günden itibaren, hem Türkiye’nin hem de Türkmenistan’ın önceliklerini dünya kamuoyuna aktarmaya başladık. İki devlet başkanının yürüttüğü kardeşane ilişki kurumlarımıza da yansıyordu. “Bir millet iki devlet” ülküsü sözde kalmıyor, yaptığımız televizyon programları ve haberlerle herkes gibi biz de adı konulmamış bir seferberliğe katkı sunmaya gayret ediyorduk. Bu çabalarımızın boşa gitmediğini, takdir gördüğünü de bizzat yaşadıklarımızla görüyorduk. Bizim dönemimizde TRT için açılmayan hiçbir kapı yoktu, ülkedeki tüm faaliyetlere çağrılıyorduk, öyle ki merhum Cumhurbaşkanı Türkmenbaşı, biz gelmeden, TRT ekibini görmeden basın açıklamasına bile başlamıyordu. Güzel bir çalışma dönemiydi, hem bizim hem de iki ülke için.

Tüm bu çabalar Türkmenistan’ı daha özgür hale getirebildi mi?

Şu an için bunu demek mümkün değil. Aslında ilk bakışta Türkmenistan bağımsız bir ülke ancak, olaya ekonomik, kültür ve siyasi olarak baktığımızda bağımsızlığın izafi olduğunu görüyoruz. Bu sadece Türkmenistan’a özgü değil. Afrika’nın, Asya’nın, Arabistan’ın tamamını bu izafi bağımsızlığa katabiliriz. Sovyetlerin dağılması ile birlikte Türkmenistan’ın Rusya ile hukuki bağı ortadan kalktı ama “buyurun kendi kendinizi yönetin” demekle her şeyin yerli yerine geldiğini söylemek mümkün değil.

Eski “Sovyet” gitti yeni “Sovyet” mi geldi?

Sovyetler döneminde üretim merkezi planlama ile yapılıyordu ve bunda Türkmenistan’ın herhangi bir katkısı söz konusu değildi. Ancak genelde herkesin karnı bir şekilde doyuyordu. Devlet Sekreteri ve bakanlar Türkmen idi ama karar mekanizmasında sadece memurdular, Rusların verdiği görevi yerine getirme dışında iradeleri söz konusu değildi.

Bağımsızlıkla birlikte batı ferdiyetçiliği ve sermayesinin taarruzu başladı. Bağımsızlığın ilanından itibaren sermayesi sıfır düzeyinde olan Türkmenistan kısa zamanda küresel sermayenin kıskacına girdi. Batı sermayesi ile gaz ve petrol daha çok çıkarılıyor, daha çok market buluyor, daha çok para dönüyor. Ülkede şu anda yoğun bir imar faaliyeti var, milyonerler hızla artıyor ama şimdi herkes doymuyor. Şehirler güzelleşiyor, eskinin köhne ve sevimsiz, insanları kontrole yönelik yapılaşma sistemi yerini daha modern mimariye bırakıyor. Oteller inşa ediliyor, küçük çaplı üretim tesisleri yapılıyor. Bir nevi Arap ülkelerine uygulanan politika batılı ülkelerce Türkmenistan’a da uygulanıyor. Üçüncü dünya uygulanan şablon buraya da kopya edilmeye çalışılıyor. Bunun sonucu ülkeye para giriyor, ancak bu para vatandaşa ulaşmıyor, gelir dağılımı son derece kırılgan seyrediyor. Siyasiler sadece kimliklerinin rengini değiştirdi, içerik aynı.

Türkmenistan’a özgü durumlar var yani…

Türkmenistan, Sovyetlerin dağılmasından sonra ortaya çıkan cumhuriyetler içinde en zor durumda kalanlarından biri. Sovyetler dağıldığında milli entellektüel birikimi hemen hemen yok denecek durumdaydı. Türkmenler her ne kadar bunu 1948’de meydana gelen ve toplam nüfusun üçte ikisinin öldüğü Aşkabat depremine bağlasa da depremden sonraki dönemde de milli aydın yetişecek ortam oluşmamıştı. Dolayısıyla Türk Cumhuriyetleri bağımsızlıklarını entelektüel birikimin sonucu; hazırlıklı olarak elde etmiş değiller. Az da olsa Moskova’da okuyan Türkmen entelektüel yetişmiş olsa da bunlarla da bağımsızlığı hedefleyecek bir potansiyel elde edilememiş.

Kimilerine göre Türkmenler bağımsızlığın şaşkınlığını yaşamışlar ve buruk karşılamışlardır. Yıllardır Türkmenistan’a hiçbir yatırım yapılmamıştı ve Rusya bağımsızlıkta vaat ettiği ödeneği de vermeyince, Türkmenler adeta boşlukta, kimsesiz ve garip bir duruma düşmüşlerdi. Bu ortamda Türkmenistan’ın en fazla bel bağladığı ülke muhakkak ki Türkiye idi. Bu konuda Sapar Murat Türkmenbaşı ve Turgut Özal’ın çalışmaları oldu ama bu çalışmalar zaman zaman inkıtaya uğradı. Türkiye’nin yeterli desteği sağlayamaması, Batı ferdiyetçiliğinin ve sanayinin taarruzu, Rusya ile 150 yıla yakın birlikteliğin getirdiği ekonomik ve sosyal bağımlılık, Türkmenistan’ın geleceğini belirlemede en büyük handikap olarak ortaya çıktı ve halen bu aşılmış değil.

Aşılması için Türkiye’nin çabası yeterli değil mi?

Azerbaycan ve Türkistan’daki kardeşlerimizin bağımsızlığa adım adım ilerlediği gün gibi aşikâr iken Türkiye maalesef o dönemde gerekli hazırlığı yapamadı. Öyle ki Özbekistan bağımsızlığını ilan edip İslam Kerimoğlu Türkiye’ye geldiğinde hâlâ havaalanında Sovyetlerin Orak Çekiç’li bayrağı dalgalanıyordu. İslam Kerimoğlu’nu Sovyet Büyükelçisi karşılıyor ve Kerimoğlu da O’nu “Sizin ağalığınız sona erdi sen hangi sıfatla buradasın” diye azarlıyordu. O gün Türkiye Hükümeti apar topar bakanlar kurulunu toplayıp, Özbekistan’ı tanıyordu. Bu durum Türkiye’nin ne kadar hazırlıksız olduğunun bir göstergesi olsa gerek.

Türkiye Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ne yardımcı olmak, yön göstermek ve eğitim, ziraat, teknik kullanım konularında yardımcı olmak üzere TİKA denen bir birim kurdu. Bu Cumhuriyetlere uzmanlaşmış insanlar gönderilecek ve yaklaşık bir asır dünyaya kapalı olan bu insanlara yön verilecekti. Maalesef uzman adı altında gönderilenlerin büyük bölümünün kendilerinin eğitime ihtiyacı olduğu görüldü. Tabir caizse ahbap, tanıdık, eş dost torpili orda da kendini gösterdi. Bu ülkelerle Türkiye arasında kardeşliği tesis edecek girişimler yerine tam tersi davranışlar sergilendi. Örneğin, her iki ülkenin çıkarına uygun olan Trans Hazar Doğalgaz Boru Hattı Projesi özellikle Türkiye tarafından kadük edildi. Söz konusu proje yerine, Mavi Akım Doğalgaz Projesi tercih edildi. O dönemde çok televizyonlu, çok gazeteli bir holding sürekli Trans Hazar Doğalgaz Projesi’nin hayal olduğundan bahsediyor, Türkmenbaşı’nı da adeta alaya alıyordu. Bu davranış tarzı o günlerde iki ülke ilişkilerine önemli darbe vurdu ve sonuçlarından Türkiye’nin zararlı çıktığı görüldü.

Sizin önerileriniz neler?

Bu ülkeler arasında işbirliğinin en iyi yolu devlet başkanları düzeyinde oluşturulacak dostluktan geçer. Bunu Rahmetli Özal ile Rahmetli Türkmenbaşı önemli ölçüde gerçekleştirdi. Daha sonra maalesef aynı dinamiklik gösterilemedi. Bugün Türkmenistan’da önemli işlere damga vuran Türk şirketleri Turgut Özal’ın vefatından önce Türk Cumhuriyetleri’ne yaptığı gezide götürülen insanlardır. Bu ülkelerde devlet başkanın ağzından çıkan her cümle bir kanundur. Resmî temaslar hiç ara vermeden sürdürülmelidir.
İkili ilişkilerin iyi olması gerekiyor…
Evet, devlet başkanlarının tutumu belirleyici oluyor, yol gösterici oluyor. Bağımsızlığın kazanıldığı ilk yıllarda yeni nesil iki ülkenin soy birliği olduğunu yeni duymaya başlamıştı. Bu birlikteliği perçinlemek için iki ülke okullarının ders kitaplarında ortak değerlere yer verilmelidir. Bizim Yunus Emre’miz, Hacı Bektaş’ımız, Mehmet Akifimiz, onların ders kitaplarında, Türkmen’in Mahdum Kulu’su, Molla Nefes’i, Seydi’si bizim ders kitaplarımızda yer almalı. Biz nasıl Dandenakan Savaşı’nı biliyorsak onlar da Malazgirt Meydan Muharebesi’ni, destansı Çanakkale Savaşı’nı bilmeli. Bu örnekler çoğaltılabilir. Kısaca iki ülkenin homojen yapıya kavuşması için kan birliği ve dil birliğinin yanına inanç birliği de hâkim kılınmalı.

Daha da önemlisi Orta Asya’da ekonomik ve siyasi bağımsızlığın sadece Türkmenistan’la sağlanması mümkün değil. Öncelikle devletler arasında Türkistan Şuurunun yerleşmesi şart. Şuurlu her Türk insanının bu umudu canlı tutması gerekir.

Türkistan şuurunun ve birlikte yaşama umudunun canlı tutulması görüşünüzü içtenlikle benimsiyor ve destekliyoruz. Düşüncelerinizi ve yaşadığınız tecrübelerin sonuçlarını bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ediyoruz.




Bu sitede yer alan bilgiler Haberiniz adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

geri
geri

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Copyright © 2012 Haberiniz Ulusal Haber, Köşe Yazısı, Analiz, Fotoğraf ve Video Portalı. Tüm hakları saklıdır.