1976-1983 yılları arasında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde öğrenimlerini sürsürmüş “ülkücü” görüşe sahip DTCF’liler bugün bulundukları yerde, gerek yurt içinde, gerekse yurt dışında eski öğrenci liderleri merhum Rasim Uzun’u anıyorlar. İşte Rasim Uzun için dostlarının yazdıkları…
RASİM’LERİ ANMAK
Bundan üç yıl önce bugün 5 Ocak 2007’de “güzel” insanlardan birini, Rasim Uzun'u kaybettik. Girdiği açık kalp ameliyatından sağ çıkamadı. Ardında silinmez hatıralar, güzel bir isim ve bir evlat bırakarak hakkın rahmetine kavuştu. O şimdi Çankırı Atkaracalar’da ebedi uykusunda.
Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ne 1978 yılında başlayanlar onun yiğitliğini, “Beğ”liğini nasıl unutur? Genel Türk Tarihi Bölümünün bu kara yağız delikanlısı 12 Eylül öncesinin çilekeşlerindendi. DTCF’nin başkanlığını yapmıştı. 12 Eylül öncesi deyince durup düşüneceksiniz... Bir iç savaş vardı ve iç savaşın en şiddetlisi üniversitelerde oluyordu. Rasim UZUN, Türk Milleti'nin kahraman bir delikanlısı idi..[1] Kahraman olduğunun farkında bile değildi. Hatta kimse de onun kahramanlığının farkında değil. Çünkü O, Bu ülkeyi karşılıksız sevenlerden, bu ülke için canını ortaya koyan bir adsız kahraman.
Her an bir acı haberin duyulduğu o günlerde denilebilir ki başkan olduğu dönemde en az zayiatı Dil Tarihliler vermiştir. Milleti için ne kadar fedakârlık yaptığına yakın arkadaşları şahittir. İyi bir idareci ve çok temiz bir ülkücü idi. O daima veren, gönlü gibi eli de açık, genç yaşına rağmen daima koruyup kollayan, fedakâr biri idi. Arkadaşlarının birçoğunun üzerinde emekleri vardır. Onunla çekilen çile bile güzeldi. Rasim bir yiğit, bir güzel insandı. O bir zamanlar DTCF'nin "BABA"sı olmuştu. Sonra Mustafa'nın babası oldu.
Takdir Hak tealânın, ne yapalım, söylenecek çok söz var söylenecek hiçbir şey yok. Mekânı cennet, ruhu şad olsun. Allah (CC) gani gani rahmet eylesin. Allah geride kalanlarına hayırlı uzun ömürler versin. Bu vesileyle birer Fatiha gönderelim arkadaşımızın arkasından. En hayırlısı da bu olur inşallah.
Rasim'e yüce Allah'tan (CC) rahmet, Pembegül'e, Mustafa'ya, Uzun ailesine, DTCF Birlik mensuplarına ve Türk Milleti'ne baş sağlığı diliyoruz.
Sorumluluk duyanlar bilmiyorum ne yapıyor? Adsız kahramanların hayatı üzerine bir liste hazırlıyor mudur? Zaman geçiyor. Bir an gelecek, kim kimdir, diye aranıp sorulacak. [2] Yakın tarihi yazmazsak başkaları bizi tepeleyerek yazacaklardır.
Ağaçlar ayakta ölür [3]
Böyle bir eser adı vardı. Rasim arkadaşımızın Allah'a varışını teşbih eden bir ifade.Rasim, bu toprağın bağlısı, bu ülkenin sevdalısı, bu milletin evladıydı.Hep bunlarla haşır neşir oldu, bunları yaşadı. Yaşarken dik durdu eğilmedi, bükülmedi. Onu kimse ayakta durmanın dışında, zayıf bir duruş halinde görmedi. İnsan gibi görünen kocaman kocaman siluetlerin en küçük bir ışık huzmesinde kar gibi eridiği bu dönemde Rasim gibi dik durup doğru yürüyüp hakka varmak, onu sevip özleyecekler için yine de bir teselli. Allah mekânını cennet etsin. Ailesine sabır, iyilik ve uzun ömürler versin.
Mekânı cennet olsun. Ailesinin, Camiamızın, Türk milletinin başı sağ olsun.
Sevgili Dostlar,[4]
Pazartesi gece bir gün önceden kalan gazetelerin sayfalarını karıştırırken bir ölüm ilanı gözüme çarptı. İsim tanıdıktı...
Acaba isim benzerliği mi diye düşünüp, ilan metnine bakarken ''Pembegül Uzun'un eşi'' başlangıcını görünce gazeteyi kapattım. Ve gazete ile birlikte gözlerimi de kapattım.
Belleğimin kapılarını kilitledim. Düşünmemek için elimden geleni yapmaya çalıştım. Ama yirmi sekiz yıl önceki Ankara Sokaklarına gitmekten alıkoyamadım kendimi. Her şeyin yaşandığı, ama hiç bir şeyin başarılamadığı Ankara Sokaklarına...
Aynı kaptan yediğimiz, aynı kaderi paylaştığımız, aynı sıraya oturduğumuz birisiydi ilandaki kişi. Omuz omuza, yan yana.. Ayni ölümleri yaşadığımız, aynı zulümleri yaşadığımız bir insandı.
Mesafe tanımları vardır... Metre gibi, kilometre gibi, adım gibi, ayak gibi... Yahut bir kurşun atimi, bir ateş alma mesafesi gibi...
Hiç bir mesafe tanımının tarif edemeyeceği bir uzaklıkta buldum kendimi. Öyle bir uzaklık ki, 'Kara haberin bile tez duyulamayacağı' kadar... Öyle bir uzaklık ki tarifini yapmak imkânsız.
Belki gönül kırgınlıklarımız, belki günlük ve bireysel yaşama savaşımız... Ya da ihmalkârlıklarımız... Veya kabahatlerimizden... Vefasızlıklarımızdan... Neden derseniz deyin, tanımlanamayacak, tarif edilemeyecek bir uzaklık...
Çok uzun zamandır görüşmediğim bir arkadaşımızdı. Belki ben uzakta kaldığım için haberini alamadım. Bilmiyorum, ümit ediyorum ki, memleketi birlikte omuzladığı memleket sevdalısı arkadaşlarımız onu yalnız bırakmamıştır. Çünkü o da birçoğumuz gibi memleket sevdasının tahrip ettiği veya yücelttiği insanlardan birisiydi...
Bir ölüm vesilesiyle de olsa, yıllar sonra bir kaç satir bir şeyler yazmak geldi içimden...
Sevgili dostlar,
İnşallah bundan sonra mesafeleri kısaltmaya çalışırız. Kendi adıma söz veremesem de temenni ediyorum...
Sevgili Pembegül ve Sevgili evladına sabır, metanet ve sağlık diliyorum. Önce onların, sonra bizlerin ve ülkemizin başı sağ olsun... Allah mekânını cennet eylesin, dualarımızı eksik etmeyelim...
"AN GELİR RASİM UZUN ÖLÜR"[5]
Pir Sultan Abdal'ım sürem bu yolu
İnsanı kamilin olmuşum kulu
İster yağmur yağsın ister dolu
Nidem ben ummana daldıktan sonra.
Pir Sultan Abdal
"UYUDUN UYANMADIN OLACAK"
Yaren dağıldı sohbeti meyhane kalmadı
Ol işret ol muhabbet ol peymane kalmadı.
Ziya Paşa
Katar katar olmuş gelen turnalar
Şu halime şu gönlüme bak benim
Şahan pençe vurdu tüyüm ağarttı
Kanadıma bir ok vurdu berk benim.
Karacaoğlan
Oğulcuğum, vatandan ayrılanlar garip değildir, aslında garip, sadık dostlarından mahrum bulunandır. Hz. Ali
Biz de çocuktuk bir şeyler öğrendik,
Bildiklerimizle övündük eğlendik,
Şu oldu bu oldu da ne oldu sonra?
Bir bulut gibi geldik, yel gibi geçtik.
Ömer Hayyam
Yalnızlığım o kadar yalın ki, bazen gölgemin peşimden gelip gelmediğini görmek için arkama bakıyorum. Borçu
Kar iniyor gökten tel tel,
Ölüm beyazına büründü her yer.
Bir ses çağırıyor beni: Gel, gel!
Geleceğim ölüm, henüz vakit er.
Mehmet Yılmaz Ankara 1978
Olaylar bizi dünyadan ayırır, din nasıl keşişler yaratırsa, politika da yalnızlar yaratır. Chatebriant
Ben hiç kaçmadım, sevmiş olduğum her şeyi bırakarak ilerliyorum ve yüreğim paralanıyor. Nikos Kazancakis
Çünkü bizim en derin, söylenmeye değer biricik sırrımız her zaman söylenmemiş olarak kalır. Her insanın ölmeden önce havaya salacağı bir çığlık vardır. Nikos Kazancakis
Gerçi şimdi çağımız değilse de ela gözlüm
Bir kötü tecelli ki nasıl diyeyim
Birgün bir kara gölge görürsen gözlerimde
Bir akşamsa beni uyut
Bir nefis sabahsa eğer, ölümü
Ellerin ellerimde bekleyeyim.
Turgut Uyar
Son yorum!.. Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'in kendine özgü bir hayat felsefesi vardı. Ölüm döşeğinde şöyle demişti: "Benim durumum bir koyuna benziyor, yününü kırpmak için ayakları bağlandığı zaman boynunun kesileceğini sanır ve acı çeker, serbest bırakılınca sevinir. Sonra kesilmek için bağlanır, yünü kırpılmak için bağlandığını sanır, sükunet bulur fakat boynu kesilir. Yakalandığım bu hastalık, boynu kesilmek üzere bağlanan koyunun durumuna benzer."
"GEÇİP GİDEN ACIMASIZ AHENK!.."
Zaman bizsiz pek çok dönecektir. Şirazlı Sadi
Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş. F. Nafiz çamlıbel
Allah, kendisine muhtaç olduğumuz sığınağımızdır. Hz. Muhyeddin Arabi
ATİLLA - HUN GÜNEŞİ
Gökyüzünde yas yağdıran bir bulut,
Güneş yaslara bürünmüş batıyor.
Altın, gümüş ve çelikten bir tabut,
Bu tabutta Hun Güneşi yatıyor.
Hun Güneşi'ne Allah'tan rahmet, sevenlerine baş sağlığı diliyor, sevenleri dualarını eksik etmesin diyorum.
Mehmet Yılmaz 1978 8 Ocak 2007
HER ÖLÜM ERKEN ÖLÜMDÜR…[6]
“ Her kim için “vatanım” sözcüğü bir ses, her kim için yabancı ülkelerin bereketli tarlaları, doğduğu bozkırlardan daha kıymetliyse, o bu bozkırlar için gerçek bir kahraman, bozkırların savaşçısı olamaz.”
Hun öyküleri…
Okullarımdan birine ait internet sitesine üyelik için başvurduğumda, Üyeliğimin onaylandığına dair gelen cevap, üye/kullanıcı adı olarak 1978 Mehmet Yılmaz şeklindeydi.. Site yönetimi, “1978 rakamını” öğretmen okulundan mezuniyet dönemimi belirtmek için mezuniyet yılından dolayı koymuştu. Ben aynı yılda da “DTCF’li” olmuştum. Burada da benim için hayatımda en özgün, en önemli kişilerden biri olan, aynı yıl “DTCF’li” olan, “bozkırların” vücut bulmuş hali olan birisi ile tanıştım: Rasim Uzun!
Tabi ki Rasim Uzun’u, bu “1978’liyi” DTCF ahalisine tanıtacak-anlatacak değilim..
Çünkü hiçbir öğretmenin, yaşayarak öğrenilenler kadar öğretici olduğunu düşünmüyorum. “1978’liler” kavramının ne anlama geldiğini ise “gerçek kantin” ahalisi zaten bunu yaşayarak öğrenmiştir.
“Her ölüm erken ölümdür!” sözünü bu “site sakinlerinden” herhalde duymayan yoktur… Ama et ve kemik ve ruh şeklinde vücut bularak “Yürüyen Bozkır”ın ölümü gerçekten erken olmuştur.
1978’liler’in (özellikle benim için) arkadaşı, dostu, ağabeyi, kardeşi, her şeyi olan Rasim Uzun’u, “gerçek kantin”in duyguları ile dile gelen naçizane dizelerle selamlıyorum:
Kar iniyor gökten tel tel,
Ölüm beyazına büründü her yer;
Bir ses çağırıyor beni, gel gel!
Geleceğim ölüm, vakit henüz er…
DTCF 1979
Yüce Allah rahmetini Rasim abimizden eksik etmesin.
Mehmet Yılmaz
4 Ocak 2010
[1] Behçet Kemâl Gürsoy (2007)
[4] İsmail Vayvaylı (2007)